Acil yardım ve Afet Yönetimi merkezi ve yerel sistemleri ders özetleri;

MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ
1. TÜRK KAMU YÖNETİMİNE GENEL BAKIŞ
Türkiye’nin yönetim yapısının genel ilkesi 1982 Anayasasının 123. maddesinde belirlenmiştir. Buna göre İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri “merkezden yönetim” ve “yerinden yönetim” esaslarına dayanır. Türkiye’de yerinden yönetim kuruluşları yer yönünden ve hizmet yönünden olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Modern devlet, gücün tek bir organda yani yasamada veya yürütmede veyahut da yargıda toplandığı bir devlet olarak kurgulanmamaktadır. “Güç, kötüdür, mutlak güç mutlak kötüdür” ilkesi gereği, gücün tek bir elde veya organda toplanması hoş görülmemektedir. Anayasamıza göre devletin yetkili organları, yasama, yürütme ve yargı olarak üçe ayrılmaktadır.
Yasama; devletin -çok genel olarak ifade etmek gerekirse- kurallar koyma yetkisine sahip olan bölümüdür. Kuşkusuz, başka organlar da kurallar koyar. Ama diğer organların koyduğu kurallar, yasama organı tarafından konulan başta temel norm olan anayasaya ve anayasaya uygun olarak çıkarılmış olan yasalara aykırı olamaz. Buna anayasanın üstünlüğü ilkesi de denir. Türkiye’de yasamadan kastedilen TBMM’dir.
Yürütme ; devletin -çok genel olarak ifade etmek gerekirse- yasama organı tarafından konulan kurallarını uygulayan bölümüdür. Kuralların konulması yasama, uygulanması ise yürütmedir.
Yargı; devletin –çok genel olarak ifade etmek gerekirse- yasama organı tarafından konulan kuralların uygulanmasında ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözen bölümüdür. Ama bu genel başlığın altında çok sayıda alt birimin var olduğunu ve her biriminde farklı ilkeler çerçevesinde örgütlendiğini yine bu birimler arasındaki ilişkilerin de farklılık arz ettiğini belirtmek gerekir.
Her şeyden önce yargı örgütü, biri yönetsel yargı biri adli yargı biri de askeri yargı olmak üzere üçe ayrılmaktadır.
a) Yönetsel yargı sistemi, en alt düzeyde idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri, onun üstünde bölge idare mahkemeleri ve en üstte de Danıştay olmak üzere üç kademeli bir şekilde örgütlenmiştir. Danıştay, ikili bir işleve sahiptir. Bir taraftan yönetsel yargıda en üst derece mahkemesi, diğer taraftan, bakanlar kuruluna yardımcı olan bir danışma örgütü olarak görev yapmaktadır.
b) Adli yargıda; ise özel hukuk alanına giren konularda ilk derece mahkemesi olarak sulh hukuk mahkemeleri, asliye hukuk mahkemeleri, ticaret mahkemeleri gibi genel mahkemeler ile tüketici mahkemeleri, iş mahkemeleri, kadastro mahkemeleri gibi özel mahkemeler yer almaktadır. Onların üstünde ise üst derece mahkemesi olarak Yargıtay yer almaktadır. Yeni bir düzenlemeyle bu iki düzey arasında bir de bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) kurulmuştur. Ceza yargısında ise ilk derece mahkemesi olarak sulh ceza mahkemeleri, asliye ceza mahkemeleri, ağır ceza mahkemeleri gibi genel mahkemeler ile çocuk mahkemeleri, trafik mahkemeleri gibi özel mahkemeler yer almaktadır. Ceza yargısında da temyiz mercii Yargıtay’dır.
c) Askeri Yargı; Askeriyede yönetsel eylem ve işleler için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevlidir. Bunun dışında, askeri ceza hukuku alanında görevli biri disiplin mahkemeleri, biri de ilk derece askeri ceza mahkemeleri bulunmakta, onun üstünde de temyiz mercii olarak Askeri Yargıtay yer almaktadır
Anayasa Mahkemesi; kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Meclis içtüzüklerinin anayasaya aykırı olduğuna ilişkin kendisine yapılan başvuruları karara bağlayan ortaya çıkış
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
2
gayesi, bireylerin temel hak ve hürriyetlerini yasama organının müdahaleci kararlarına karşı korumak olan bir yüksek mahkemedir.
Modern devletlerin hemen hepsinin temel hukuki belgeye dayalı olarak işlerini yaptıkları, bu belgeyle o ülke vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerinin devletten gelebilecek tehlikelere karşı güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bu belgeye anayasa denilmektedir.
Kamu yönetimi kavramı, kamusal alandaki faaliyetler ile bu faaliyetleri yürüten örgütü ifade eder. Diğer bir ifade ile kamu yönetimi, Devlet’in kamusal hizmetleri sunma mekanizmasıdır. Bir sistem olarak kabul edilebilen kamu yönetimi, her sistemde olduğu gibi, çeşitli elemanlardan meydana gelir.
 Halk
 Örgüt
 Kamu politikası
 Norm düzeni
 Mali kaynak
 Kamu görevlileri
Bu tanımlar ve açıklamalar ışığında kamu yönetiminin gördüğü işlev, genel olarak ‘ülkenin gelişmesini yönlendirmek, planlamak, spor, sosyal güvenlik, dinlenme ve aile politikalarını tespit ve yönetmek olarak açıklanabilir.
Merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkesine göre örgütlenen kamusal örgütler arasında medeni bir işbirliği esas olacak, bu şekilde ayrı örgütlenmeye gitmek, yönetimin bütünlüğü ilkesini zedeleyecek şekilde yorumlanmayacaktır. Zaten merkezi yönetim, yönetimin bütünlüğü ilkesini muhafaza edebilmek için elinde, vesayet denetimi gibi önemli bir araca sahip olacaktır.
Türk kamu yönetiminin Anayasal ilkelerinden sosyal hukuk devleti ilkesinin özellikleri de şu şekilde sayılabilir:
 Milli geliri artırmak.
 Milli gelirin adaletli dağılımını sağlamak.
 Özgürlüklerin gerçekleşmesi için maddi olanaklar sağlamak.
 Bireyleri sosyal güvenliğe kavuşturmak
Kamu yönetiminin faaliyetleri başlıca üç grupta toplanarak açıklanabilir: Yönetsel, yasama ve yargı faaliyeti
 Yönetsel faaliyetler, kamu hizmetlerinin sunulması veya toplumun düzeni ve ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli olan faaliyetlerdir.
 Yasama faaliyeti, yönetimin kanun hükmünde kararname, tüzük ve yönetmelik çıkarmak gibi faaliyetler anlamındadır.
 Yargı faaliyeti ise, yönetim ile ilgili anlaşmazlıkları çözmek ve kişisel olaylara hukuk kurallarını uygulamak olarak anlaşılır.
‘Yetki’, kanun, tüzük ve yönetmeliklerde yapılması istenilen hizmetleri yapabilme gücü olarak tanımlanabilir. Yetkinin kaynağı ve sınırları Anayasa ve kanunlardır. Yetkinin önemi, yetkinin kullanılacağı durumlar ve kullanma esnasında uyulması gereken kurallar açısından düşünüldüğünde yetkinin birçok özelliği belirtilebilir:
 Yetki bir ‘hak’ değil, ‘mükellefiyettir (mecburiyet).
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
3
 Yetki, görevin yerine getirilmesinde kullanılır.
 Yetki zaman, mekan ve konu ile sınırlıdır.
 Yetki geneldir, her yerde aynı şekilde kullanılır.
 Yetki şahsi menfaat için değil, kamu yararı için kullanılır.
Yönetimin başlıca yetkileri sekiz gruba ayrılarak incelenebilir
 Örgütlenme yetkisi
 Hizmet yüklenme yetkisi
 Düzenleme yetkisi
 Takdir yetkisi
 İcrai karar alma yetkisi
 Kendiliğinden yürütme yetkisi
 Ceza verme yetkisi
 Olağanüstü yetkileri
Yönetim görev ve yetkilerinin gereğini yapabilmesi için bazı işlemlerde ve faaliyetlerde bulunur;
 Hukuksal işlemler: Hukuksal sonuç doğuran irade açıklaması ve yasal bir yetkinin kullanılması gibi işlemlerdir.
 Yönetsel işlemler: Yönetimin tek taraflı irade açıklaması ile hukuksal sonuç doğuran veya hukuk düzeninde değişiklik yapan işlemlerdir.
 Yönetsel sözleşmeler: Kamu yönetiminin yönetim hukuku kurallarına göre yaptıkları sözleşmelerdir.
 Yönetsel eylemler: Ya bir yönetsel işlemin uygulanması, ya da herhangi bir hukuksal işleme dayanmadan doğrudan doğruya yapılan bir eylem şeklinde gerçekleşen hukuka uygun eylemlerdir
“Görev”, mevzuatta (kanun, tüzük, yönetmelik vs.) görev olarak tanımlanan işlerin, ya da yetkililer tarafından verilen emirler dahilinde istenilen iş veya hizmetin gerektirdiği şeylerin yapılması, hizmet icabı istenmeyen şeylerin yapılmaması demektir. “Hizmet” ise, mevzuatta yapılması veya yapılmaması öngörülen hususlardan, emir vermeye yetkili kişilerce (amir) yazılı veya sözlü olarak emredilen veya yasaklanan işlerdir. Kamu yönetiminin görev ve hizmetleri aşağıda görülebileceği gibi “kamu hizmeti” ve “kolluk görevi” olmak üzere iki başlık altında incelenebilir.
“Hizmet” kavramının yukarıda verilen tanımı çerçevesinde, “kamu hizmeti”, kamu kurumları tarafından ya da bunların gözetimi altındaki özel girişimler tarafından sağlanan hizmet olarak
tanımlanabilir.
Kamu hizmetinin dört tane genel ilkesi vardır ve bunlar da kısaca şöyle sayılabilir:
 Süreklilik ilkesi: Kamu hizmetinin sürekli ve düzenli biçimde ya da kesintisiz görülmesi.
 Değişkenlik ve uyum ilkesi: Kamu hizmetinin değişen koşullara ve kamunun ihtiyaçlarına uyumlu biçimde görülmesi.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
4
 Eşitlik ilkesi: Kamu hizmetinin eşit durumda olanlara eşit, farklı durumda olanlara farklı biçimde sunulması.
 Tarafsızlık ilkesi: Kamu hizmetinin, kişiler arasında ayırımcılık yapmadan sunulması anlamına gelir
Kolluk, kamu düzenini sağlayan ya da koruyan ve kamu düzeni bozulduğunda düzeltip eski durumuna getiren faaliyetlerin hepsi ile bu faaliyetleri yürütme görevi yapan görevliler anlamına gelir.
Merkezden yönetimin beraberinde getirdiği sorunları gidermek için bazı esneklik mekanizmaları öngörülmüştür. Bunlardan biri, yetki devri, bir diğeri de yetki genişliğidir. Yetki devri, aynı örgüt içinde üst makamın astlarına yetkilerinden bir bölümünü aktarmasıdır. Yetki genişliği de merkeziyetçiliğin etkilerini azaltmanın yollarından biridir. Yetki genişliği, taşradaki yöneticilerin merkez adına karar alma yetkilerine sahip olmalarıdır.
Devletin yürütme organının örgütlenmesinde başvurulan ikinci ilke yerinden yönetim ilkesidir. Yerinden yönetim, yetkilerin bir bölümünün merkezin dışına aktarılmasıdır. Merkezin dışında bu türden bir yetki aktarımı, siyasi yani kural koymaya ve karar oluşturmaya ilişkin olursa, siyasi yerinden yönetim diye adlandırılır. Bu federalizm olarak da bilinir.
Yönetsel yerinden yönetim çerçevesinde merkezin dışına yetki aktarımı, iki şekilde olabilir. Eğer yerel, belirli bir yöreye özgü mal ve hizmetleri sunan bir yönetime belirli ölçüde hareket serbestliği (özerklik) sağlanırsa buna yer yönünden yerinden yönetim denilmektedir. Türk kamu yönetiminde bu türden bir özerklikten yararlanan kuruluşlara yerel yönetimler denilmektedir.
Bazen bir hizmetin merkezin dışında belirli ölçüde hareket serbestliği içinde sunulması beklenebilir. Burada özerklik, yere değil hizmete tanınır. Hizmet, örneğin Ankara’da da sunuluyor olsa yine de özerktir. Merkezin dışına bu türden bir yetki aktarımına, hizmet yönünden yerinden yönetim denilmektedir. Yükseköğretim hizmeti bunlardan biridir.
Yönetsel yerinden yönetimden söz ederken, bağımsız yönetsel (idari) otoritelerden de söz etmek gerekir. Bu yönetimler, ileri düzey uzmanlık gerektiren ve dolayısıyla siyasetten bağımsız işlemesinde yarar görülen mal ve hizmetleri sunarlar. Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, bunlardan sadece ikisidir.
2. TÜRK KAMU YÖNETİMİNİN MERKEZ VE TAŞRA ÖRGÜTLENMESİ
Türkiye’de merkezi yönetim Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık-Bakanlar Kurulu makamları üzerinden yükselir. Merkezi yönetim başkent ve taşra olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.
Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Türkiye’de 2007 tarihinde halk oylamasıyla yapılan Anayasa değişikliğiyle birlikte Cumhurbaşkanı artık Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından değil, halk tarafından seçilecektir.
Devlet Denetleme Kurulu (DDK) ise, İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
5
kurulmuştur. Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanının isteği üzerine, kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapar.
Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan oluşmakta olup yürütme organının “siyasi yönden sorumlu” kanadını meydana getirmektedir. Bakanlar, TBMM üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır. Bakanlar kurulu, başbakan ve bakanlardan oluşmakta, bir anlamda, ülkenin kaderini etkileyecek siyasi kararların ilk alındığı yer olmaktadır. Bakanlar kurulu, demokratik yönetimlerde bir otomobildeki direksiyonun gördüğü işlevi görür. Merkezden yönetim ilkesine göre merkezde örgütlenmiş olan kamusal örgütler esas itibariyle bakanlıklardır.
Başbakan, Cumhurbaşkanınca TBMM üyeleri arasından atanır. Genel olarak seçimde en çok oyu almış siyasi partinin başkanıdır. Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir.
3 Haziran 2011 tarih ve 643 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (3046 Sayılı Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname) ile ilk defa sadece Başbakan’a yardımcı olmak üzere, yani ayrıca bir Devlet Bakanlığı veya icracı bakanlık işlevi olmayacak şekilde dört tane “Başbakan Yardımcısı” atanması uygulamasına geçildi.
1946 yılında Türkiye’nin yönetim yapısına getirilen “Devlet Bakanlığı” uygulaması 2011 yılında kaldırılmıştır. Yine 2011 yılında hayata geçirilen yeni bir uygulama ise “Bakan Yardımcılığı” olmuştur.
Bakanlıklar ise Türkiye’de merkezi yönetimin en önemli yapısıdır. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatı 1984 tarihli 3046 sayılı Kanunla düzenlenmiştir.
Bakanlık merkez örgütünde bulunan tüm bu birimler yaptıkları hizmetin türüne göre üç gruba ayrılarak değerlendirilir;
Ana (esas) hizmet birimleri: Bakanlıkların veya bakanlıklara bağlı genel müdürlüklerin kuruluş amacını oluşturan asli görev ve hizmetlerini yürüten ve her bakanlığın kuruluş yasasıyla düzenlenen birimlerdir.
Danışma (kurmay) birimleri: Bakana ve ana hizmet birimleri ile bağlı ve ilgili kuruluşlara istişari mahiyette yardımcı olan teknik, idari, hukuki ve mali konularda faaliyette bulunan Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği gibi danışma ve denetim birimleridir.
Yardımcı (destek) birimler: Yukarıdaki birimlere yardımcı olan ve her bakanlıkta zorunlu olarak yürütülmesi gereken idari, mali, güvenlik ve sivil savunma gibi hizmetleri yerine getirmekle görevli Personel Dairesi Başkanlığı ve Eğitim Dairesi Başkanlığı gibi birimlerdir.
Milli Güvenlik Kurulu (MGK), ülkenin dıştan gelebilecek tehditlere karşı alınacak tedbirlerin neler olabileceği konusunda hükümete yardımcı olması için oluşturulmuş olan bir kuruldur. Milli Güvenlik Kurulu; devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
6
tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir.
Milli güvenlik” devletin anayasal ve milli birlik ve bütünlüğü ile milli menfaatlerinin, milli gücün kullanılması suretiyle, milli hedefleri doğrultusunda tüm iç ve dış tehditlere karşı korunması ve kollanmasından ibaret sistemi (milli güvenlik sistemi) ifade eder.
Burada geçen “milli bütünlük” kavramı sadece “toprak bütünlüğü” nü değil fakat aynı zamanda milli varlığın açıklanmasında belirtilen manevi değerlerden milli şuuru, milli birlik ve beraberlik ruhunu milli ahlak ve fazilet değerleri gibi milli bütünlüğü sağlayan değerleri kapsar. “Milli menfaat” devletin bekasını ve milletin refahını sağlamak için uyulması ve korunması gereken amaç anlamına gelir. “Milli Güç”, devletin menfaatini sağlamak ve milli hedeflerini elde etmek için kullanabileceği insan gücü, coğrafi, ekonomik, askeri, politik ve idari psiko-sosyal ve bilimsel-teknolojik güçlerden oluşan maddi ve manevi unsurların devamı demektir. “Milli hedef”, elde edilmesi halinde milli menfaatlere ulaşmayı sağlayan sonuçlara denir.
Milli Güvenlik Kurulu “1982 Anayasası’nın 118. Maddesine uygun olarak çıkarılan 2945 sayılı Kanun ile oluşturulmuştur.
Şura-i Devlet adıyla 1868 yılında Danıştay’ın kurulması, ülkede 19. yüzyılın ilk yıllarında başlayan önemli ıslahat ve yenileşme hareketlerinden biridir. Danıştay; idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Bu anlamda yüksek idare mahkemesidir. Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir. Bu anlamda da devletin en yüksek danışma ve inceleme merciidir.
Anayasa’da öngörülen Yüksek Mahkemelerden biri olan Danıştay’ın görevi AY’nın 155. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
1961 Anayasası, mahkemelerin ve hakimlerin bağımsızlığını hem yasama ve hem de yürütme organlarına karşı koruyabilmek için gerekli hükümleri öngörmekte idi. Bu Anayasanın ı 14’üncü maddesinde, “idarenin hiçbir eylem ve işlemi yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamaz” denilmiş ve 1982 Anayasası ile bazı kısıtlamalar getirilmişse de, temel ilke korunmuştur
Sayıştay’ın amacı, “kamu yönetiminin Türk halkının refah ve mutluluğuna daha fazla hizmet edecek şekilde yenilenmesine ve geliştirilmesine katkıda bulunmak” olarak açıklanmıştır. Sayıştay’ın vizyonu, “hesap veren ve saydam kamu yönetiminin teminatı” olarak, misyonu da “TBMM’nin bütçe hakkını kullanmasına yönelik olarak, kamu idarelerinin etkin, verimli, ekonomik ve hukuka uygun biçimde faaliyet göstermesini, kamu kaynaklarının öngörülen amaç, hedef, kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olarak elde edilmesini, saklanmasını kullanılmasını sağlamak için denetim yaparak raporlar üretmek ve sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükme bağlamak” olarak açıklanmıştır. Sayıştay da, daha önce belirtildiği gibi, dış denetim yapan bir kuruluştur. Yönetim, yaptığı harcamalar konusunda veya harcama sonrası denetimde Sayıştay’la muhatap olmak zorunda kalır. Sayıştay; merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
7
mallarını TBMM adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. Sayıştay denetiminin amacı kamu idarelerinin hesaplarının, mali işlem ve faaliyetlerinin ve iç kontrol sistemlerinin incelenmesi, kamu idarelerinin bütçeleriyle ilgili olarak TBMM’ye ve kamuoyuna bilgi sunulması ve bu idarelerin performansının değerlendirilmesidir.
Eski adı Devlet İstatistik Enstitüsü olan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) da, devletin ihtiyaç duyduğu istatistikleri toplama görevini yerine getirmektedir. Kurumun topladığı istatistikler son zamanlarda, çevreden aileye, yaşam memnuniyetinden göçlere, seçim sonuçlarından suç oranlarına kadar oldukça geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Taşra örgütü temelde il, ilçe, bucak ve bölge yönetiminden oluşur. Bu ayırım, coğrafi, ekonomik ve kamu hizmetinin gereği gibi durumlara göre yapılmıştır.
Anayasaya göre illerin idaresi “yetki genişliği” esasına dayanır. “Yetki genişliği, merkeze ait karar ve yürütme yetkisinin bir bölümünün bu yönetimin bir alt kademesindeki memurlara devri demektir. Yetkinin devredildiği kademe, ilin genel yönetiminden sorumlu olacaktır.”
Son yıllarda Dünyada ve Türkiye’de geleneksel yönetsel örgüt modelinin dışına çıkan yeni bazı yönetsel yapılar ortaya çıkmıştır. ‘Bağımsız yönetsel otoriteler’ olarak kavramlaştırılan bu yeni yönetsel örgütler, yeni teknolojilerin ve yönetsel anlayışın yönetime yüklediği yeni işlev ve sorumlulukların bir sonucu olarak ortaya çıkmışlardır. Bunların varlık nedenleri, duyarlı sektörler olarak kabul edilen iletişim, medya, rekabet, finans gibi alanların, politize olmalarının istenmemesidir.
Türkiye’de bu özelliklere sahip bağımsız yönetsel otoritelerin başlıca örnekleri şöyle sayılabilir:
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK).
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK).
Rekabet Kurulu.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK).
Telekomünikasyon Kurumu (TK).
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu.
Kamu İhale Kurumu.
Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu
3. TÜRK YÖNETİM YAPISI İÇERİSİNDE YERİNDEN YÖNETİM KURULUŞLARI
Yerel yönetimler, yer yönünden yerinden yönetim ilkesine göre mal ve hizmet sunan kamusal örgütlerdir. “Bir ülkenin coğrafi parçalarından birinde, merkezi yönetimin merkez ve taşra birimleri dışında, doğrudan o yörede yaşayanlarca oluşturulup yönetilen birimlere yerel yönetim denir.”
Merkezî idare, yerel yönetimler üzerinde, yerel hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve yerel ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde “ idarî vesayet” yetkisine sahiptir. İdari vesayet, “kanunla öngörülmüş durumlarda merkezi idarenin yerinden yönetim kuruluşlarının eylem ve işlemleri üzerinde sahip olduğu sınırlı bir denetim yetkisidir.” Vesayet yetkisi, kanun tarafından öngörülen bozma, onama, erteleme,
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
8
değiştirerek onama gibi sınırlı yetkileri içerir. Vesayet makamının, işlemi “düzeltme yetkisi” ve “emir ve talimat verme” yetkisi yoktur.
Yerel yönetimler, AY’nin 127.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, yerel yönetimler, tüm ülkeyi ilgilendirmeyen, sadece il, belediye veya köy halkının yerel ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları kanunda gösterilen ve seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir. Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Yerel yönetimleri ortaya çıkaran nedenleri veya değerleri ifade eden kavramlar şöyle sıralanabilir:

Fonksiyonel etkinlik
Demokrasi
Özgürlük
Özerklik
Yeniden paylaşım düşüncesi
Anayasada sayılan üç tür yerel yönetim birimi vardır. Bunlar il özel idaresi, belediye ve köydür.
İl özel idaresi 2005 tarihli 5302 sayılı Kanunda, il halkının mahalli ve müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmaktadır. İl özel idaresinin görev alanı tüm il sınırıdır. Bu anlamda alansal bir yönetim olup, belediyelerden daha geniş alanlara kamu hizmeti götürmek amacıyla oluşturulmuşlardır. İl özel idarelerinin ortaya çıkışı Osmanlı dönemine dayanmaktadır. 1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi ve 1913 tarihli Kanun Hükmünde Kararnameden sonra il özel idareleri 1987 yılında kanunla düzenlenmiştir. İl özel idarelerine ilişkin son yasal düzenleme 2005 tarihlidir.
İl genel meclisi, il özel idaresinin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre ildeki seçmenler tarafından seçilmiş üyelerden oluşmaktadır. Bu üyeler ilçeler adına seçilmektedir. Üye sayısı ildeki ilçelerin sayısına ve ilçe nüfuslarına göre değişmektedir. Doğrudan halkın seçtiği tek organdır.
İl encümeni, il genel meclisinde karara bağlanacak konuların ön incelemesini yapan ve daha çok yürütmeye ilişkin görevleri olan bir organdır.
Belediye, Belediye Kanununda (BelK-Md.3) “beldenin ve belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari ve mail özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi” olarak tanımlanır. “Kentsel yerleşmelerin yönetim mekanizması” olan belediye yönetimi ilk defa 1856 yılında İstanbul’da kurulmuş daha sonra 1930 yılında 1580 sayılı kanunla düzenlenmiştir. Belediyelerin gelir kaynakları “genel bütçe vergi gelirinden ayrılan paylar”, “öz gelirler” ve “denkleştirme ödeneği”dir. Belediyenin organları; belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye başkanıdır. Yeni iskan nedeniyle oluşturulan ve nüfusu 5.000 ve üzerinde olan herhangi bir yerleşim yerinde, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararnameyle belediye kurulabilir. Belediye olduktan sonra zamanla nüfusu 2.000’in altına düşen belediyeler, Danıştay’ın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararname ile tekrar köye dönüştürülür.
Başlıca iki türlü Belediye söz konusudur:
5393 Sayılı Belediye Kanununa Göre Kurulan Belediyeler
Bu gruba girenler, Büyükşehirler hariç olmak üzere illerde Büyükşehir Belediye sınırları içinde kalan ilçe belediyeleri hariç olmak üzere ilçelerde, gene Büyükşehir Belediye sınırları içinde kalan alt kademe belediyeleri hariç olmak üzere beldelerde kurulan belediyelerdir . Görüldüğü gibi burada 3 tür belediyeden söz edilebilmektedir:
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
9
İl belediyesi
İlçe belediyesi
Belde belediyesi
5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununa Göre Kurulan Büyükşehir Belediyeler
Büyükşehir Belediyesi ise, Türkiye’de “büyük şehir”lerde kurulan, çalışan ve farklı bir statüye sahip olan, ayrıca en az 3 ilçe belediyesini kapsayan belediyelerdir. Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde bulunup, “ilçe” olmayan beldelerde kurulan belediyeler “alt kademe belediyesi” olarak bilinir. Görüldüğü gibi burada da 3 tür belediyeden söz edilmektedir:

Büyükşehir belediyesi
Büyükşehir ilçe belediyesi
Büyükşehir alt kademe belediyesi
Belediye Meclisi ; Belediye yönetiminin karar organıdır. Belediye meclisinin görevlerinden bazıları şunlardır: Stratejik plan ile yatırım ve çalışma programlarını, belediye faaliyetlerini, personelin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek, bütçe ve kesin hesabı kabul etmek, imar planlarını ve programlarını görüşmek ve onaylamak, borçlanmaya karar vermek, belediye ücret tarifelerini düzenlemek, belediyeye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.
Belediye Encümeni; Belediyenin yürütme ve danışma organıdır. Belediye encümeninin görevlerinden bazıları şunlardır: Stratejik plan ile yatırım ve çalışma programlarını, bütçe ve kesin hesabı inceleyip belediye meclisine görüş bildirmek, yıllık çalışma programına alınan işlerle ilgili kamulaştırma kararı almak ve uygulamak, kamularda öngörülen cezaları vermek.
Büyükşehir Belediyesi en az üç ilçe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında koordinasyonu sağlayan, kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan, idari ve mali özerkliğe sahip ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisi olarak tanımlanır. Büyükşehir Belediye Kanunu’na göre, yerleşim birimlerinin son nüfus sayımına göre toplam nüfusu 750.000’den fazla olan il belediyeleri, fiziki yerleşim durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla Büyükşehir Belediyesine dönüştürülebilmektedir. Büyükşehir Belediyeleri Türkiye’de ilk olarak 1984 yılında İstanbul, Ankara ve İzmir’de kurulmuş ve giderek sayıları artarak bugün itibariyle 16’ya ulaşmıştır. 2013 yılı itibariyle bu sayı 29’a çıkarılmıştır. Yeni kanuni düzenleme ile bu şehirlerin merkezinde “merkez ilçeler” kurulmuş, mevcut ilçeler de “merkez ilçe” statüsüne sahip olmuştur. Büyükşehir sınırları içindeki belde belediyeleri kaldırılmış ve köylerin tüzel kişilikleri kaldırılarak “mahalle” statüsüne dönüştürülmüştür. Köy muhtarlıkları da Mahalle Muhtarlıklarına dönüşmüştür. Buralarda İl Özel İdareleri, dolayısıyla İl Genel Meclisleri olmayacak. Bunun yerine Büyükşehir Belediye Meclisi işlev görecektir.
Köylerin yönetimi 1924 tarihli 442 sayılı Köy Kanununa göre olmaktadır. Kanun köyü üç değişik açıdan tanımlamıştır. Bunlardan ilkine göre, nüfusu iki binden aşağı olan yerleşme birimi köydür. Yerel yönetimlerin sonuncusu ve en küçüğü Köy’dür. “Köy, bir yerden bir yere götürülebilen veya götürülemeyen mallara sahip olan ve işbu kanun ile verilen işleri yapan başlı başına bir varlıktır. Buna şahs-ı manevi denir”. Köyün organları, köy muhtarı, köy ihtiyar heyeti ve köy derneğinden oluşmaktadır.
Fonksiyonel veya hizmet yerinden yönetim kuruluşları mesleki, ticari, endüstriyel, eğitim, teknik, kültürel ve yayın gibi alanlarda hizmet vermek üzere uzmanlaşmış ve merkezi yönetimin hiyerarşisi dışında özerk olarak yapılanmış ve genelde kendi organlarınca yönetilen kuruluşlardır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
10
Yükseköğretim Kurumları; Bunlar üniversiteler ve üniversiteler ile aynı statüde olan ileri teknoloji enstitülerini kapsar. Rektör (yürütme organı), Senato (genelde eğitim ve öğretim ile ilgili konularda genel karar organı) ve Yönetim Kurulu (daha çok yönetsel konularda Rektöre yardımcı olan danışma ve karar verme organı) olmak üzere üç organı vardır. Enstitü, Fakülte ve Yüksekokullar üniversitenin başlıca akademik birimleridir.
Türkiye Radyo ve Televizyon (TRT) Kurumu; Anayasal hüküm gereği TRT devlet tarafından kurulan tek radyo ve televizyon kurumudur, özerktir ve yayınlarında tarafsızlık esastır.
Ancak 1993 ‘ten bu yana artık radyo ve televizyon yayım TRT’nin tekelinde olmayıp, özel sektör de bu alanda devreye girmiştir.
Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT); Sosyo-ekonomik ve politik nedenlerle ortaya çıkmış olan KİT’ler, başlıca iki gruba ayrılır: İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) ve Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK). Bu iki gruptaki KİT’lerin de sermayesinin tamamı devlete aittir. Ancak İDT’leri ekonomik alanda “ticari esaslara” göre faaliyet gösterirken, KİK’ler tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri “kamu yararına” üretirler.
Mesleki Kamu Kurumları; Son bir grup fonksiyonel yerinden yönetim kuruluşlarını, hekimlik, mühendislik, mimarlık ve eczacılık gibi mesleklerin odaları, avukatlık mesleği için kurulan barolar, ticaret ve sanayi odaları ve borsalar gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları oluşturur. Bunlar sosyo-ekonomik bakımdan özel bir yönetim tarzı gerektiren mesleklerin faaliyetlerini yürüten ya da düzenleyen kurumlardır.
4. AFET YÖNETİMİ VE TEMEL İLKELERİ
Afet yönetiminin başlıca amacı can ve mal kaybını azaltmak ve ulusu doğal, teknolojik ve insan faktörlü afetlerden korumaktır. Bunu yaparken hazırlıklı olma, koruma, müdahale, iyileştirme ve zarar azaltma gibi öğeleri içeren riske dayalı, kapsamlı bir afet ve acil durum yönetim sistemi öngörülmektedir. 17 Aralık 2009 tarihi itibariyle Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kurulmuştur.
Bir olayın afet olarak adlandırılabilmesi için, insan toplulukları ve yerleşim yerleri üzerinde kayıplar meydana getirmesi ve insan faaliyetlerini durdurarak ya da kesintiye uğratarak bir ya da daha fazla yerleşim birimini etkilemesi gerekmektedir. Bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi afet, olayın kendisinden çok doğurduğu sonuçlar olarak görülmektedir. Bir afetin büyüklüğü ise insanlar açısından neden olduğu can ve ekonomik kayıplarla ölçülmektedir.
Meydana geliş hızlarına göre afetler; ani gelişen ve yavaş gelişen afetler olarak iki ana gruba ayrılabilir;
Ani gelişen afetlerin meydana gelebilecekleri tahmin edilebilmiş olsa bile, kesin olarak hangi gün ve saatte oluşacağı bilinememektedir. Depremler, volkan patlamaları, çığ ve kaya düşmeleri, fırtına, tayfun, su baskını, özellikle akma tipi heyelanlar gibi olaylar bu tür afetlere örnek olarak gösterilebilir.
Yavaş gelişen afetlerde ise, afet bir anda ortaya çıkmamaktadır. Bu tür afetler, zaman içerisinde yavaş yavaş kayıplar meydana getirdiği için, koruyucu ve önleyici tedbirleri almak daha kolaydır. Çevre kirlenmesi, kuraklık, erozyon, orman tahribatı, deniz ve göl suyu yükselmesi gibi olaylar yavaş gelişen afetlere örnek olarak verilebilir.
Afet olaylarını, kökenlerine göre de sınıflandırmak mümkündür. Kökenlerine göre afetler;

Jeolojik kökenli afetler; depremler, volkan patlamaları, heyelanlar, kaya düşmeleri, zemin oturması, çökme ve sıvılaşmalar gibi,
Meteorolojik kökenli afetler; fırtına, tayfun, kasırga, çığ, kuraklık, su baskınları gibi,
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
11
Teknolojik ve insan yapısı kökenli afetler; nükleer veya kimyasal kazalar, orman yangınları, salgın hastalıklar, savaşlar, çevre kirlenmeleri gibi
“Çağdaş Afet Yönetimi” afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılabilmesi için, afete yol açabilecek tehlike ve risklerin iyi bilinmesini ve bu tehlike ve riskleri, olaylar olmadan önce önleyecek veya zararlarını en düşük düzeyde tutacak önlemlerin, en akılcı yol ve yöntemlerle alınmasını gerektiren top yekûn bir mücadeledir.
İnsanların yaşadıkları çevrede meydana gelen doğal olaylardan haberdar olmaları, bunları nedenlerine kadar ayrıntısı ile tanımaları ve bu olayların tekrarı durumunda bunlardan hiç etkilenmeme veya en az oranda etkilenmelerine olanak tanıyan çalışmaların tümüne “Afet Yönetimi” denilmektedir.
Modern afet yönetimi kavramında; kayıp ve zararların azaltılması, hazırlık, tahmin ve erken uyarı, afetleri anlamak gibi afet öncesi korumaya yönelik çalışmalar “Risk Yönetimi”; etki analizi, müdahale, iyileştirme, yeniden yapılanma gibi afet sonrası çalışmalar ise “Kriz Yönetimi” olarak kabul edilmektedir. Etkin bir afet yönetimi çalışması, afet öncesi, afet sırası ve afet sonrası ihtiyaç duyulan tüm çalışmaları kapsamaktadır.
Afet Yönetim Aşamaları
Afet öncesi: Afet zararlarını en aza indirebilmek amacıyla gerekli önlemleri almayı, mümkün olan hallerde önlemeyi, mümkün olmayan durumlarda ise acil kurtarma ve yardım çalışmalarının etkin bir biçimde yapılmasını sağlamayı, afet zararlarının azaltılması çalışmalarını kalkınmanın her aşamasına yaymayı ve insanları bu konularda eğitmeyi amaçlamaktadı.
Afet esnasında: Afet yönetiminin afet sırasındaki amaçları, haber alma ve ulaşım olanaklarını tekrar sağlamak, mümkün olan en fazla sayıdaki insanı kurtarmak, afetlerin doğurabileceği ek tehlike ve risklerden insan canını ve malını korumak
Afet sonrası: Afet sonrası dönemde afet yönetiminin amacı, afetin doğurabileceği ekonomik ve sosyal kayıpların en düşük düzeyde kalmasını veya etkilerin en kısa sürede düzeltilmesini ve afetten etkilenen topluluklar için emniyetli ve gelişmiş yeni bir yaşam çevresi oluşturulmasını sağlamaktır.
Afet safhaları ile ilgili ikinci sınıflama; “zarar azaltma ”, “önceden hazırlık “kurtarma ve ilk yardım ”, “iyileştirme”, “yeniden inşa şeklinde beş sınıftan oluşur.
Zarar Azaltma; Afet tehlikesinin önlenmesi veya büyük kayıplar doğurmaması için alınması gereken tüm önlemler ve faaliyetleri içerir. Bu faaliyetler birçok kurum ve kuruluşla, çok çeşitli disiplinlerin belirli bir hedef doğrultusunda çalışmasını gerektiren uzun vadeli çalışmalardır. Zarar azaltma evresi, pratikte, iyileştirme evresindeki faaliyetlerle birlikte başlar ve yeni bir afet olana kadar devam eder.
Hazırlıklı Olma; Afet yönetiminin hazırlıklı olma aşaması; muhtemel bir afette ortaya çıkabilecek kayıpların ve tehlikelerin giderilmesi, kişilerin kurtarılması, kayıpların bulunması ve acil yardım gereksinimlerinin karşılanması amacıyla, “arama – kurtarma kabiliyetinin geliştirilmesi ve hazır tutulması” için gerekenlerin yapıldığı aşama olarak tanımlanabilir.
Müdahele; Afet sırasında veya hemen sonrasında, mümkün olan en kısa süre içerisinde çok sayıda insan hayatını kurtarma, yaralıların tedavisini sağlama, açıkta kalanların, barınma, beslenme, tahliye, korunma, ısınma, güvenlik, psikolojik destek gibi hayati gereksinimlerini karşılama çalışmalarının tümü yürütülmektedir. Müdahale evresinde yapılacak tüm faaliyetler devletin tüm güç ve kaynaklarının en hızlı şekilde ve etkili yöntemlerle afet bölgesinde kullanılmasını amaçladığından çok iyi bir koordinasyon gerektirmektedir. Bu evrede süreç afetin
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
12
oluşundan hemen sonra anında yapılan müdahale ile başlar ve bu süreç kısa süreli olabileceği gibi, afetin büyüklüğüne bağlı olarak 1-2 aylık bir süreyi de kapsayabilir.
İyileştirme; İyileştirme, bir başka deyişle, afete uğrayan toplumun yaşam koşullarını yeniden oluşturma amacıyla, olası afet risklerini azaltmak için sistemli bir özendirme ve gerekli düzenlemeleri yapmak için alınan kararlar ve faaliyetlerin tümüdür. Bir afetin oluşundan hemen sonra başlayarak, afetin büyüklüğüne bağlı olarak bir kaç yıl sürebilen tüm faaliyetler iyileştirme evresinin bir parçasıdır.
1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından, 1940’lı yılların ortalarına kadar doğal afetlere müdahale ve iyileştirme faaliyetleri “Türkiye Kızılay Derneği” eliyle yürütülmüştür. 1935 – 1943 yılları arasında, Türkiye’de birçok su baskını ve ani taşkınların meydana gelmesi, bu olaylar nedeniyle önemli ölçüde can ve mal kayıpları ile karşılaşılması üzerine, 1943 yılında 4373 sayılı “Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma” adı altında yeni bir kanun çıkarılmıştır.
Deprem olaylarının yol açabileceği sorunların, yalnızca yıkılan yapıların yerine yeni binalar yapılarak çözülemeyeceği ve ülkede mutlaka deprem zararlarının azaltılması konusunda yeni bazı düzenlemeler yapılması gerektiği gerçeğini kavramış ve 22 Temmuz 1944 tarihinde, 4623 sayılı “Yer Sarsıntılarından Evvel ve Sonra Alınacak Tedbirler Hakkında Kanun” adı altında yeni bir yasal düzenleme yapmıştır.
1956 yılında, zamanına göre oldukça modern olan, 6785 sayılı İmar Kanunu çıkarılmıştır. İnşası ve denetimi olan Bayındırlık Bakanlığı bünyesi içerisinde etkin olarak yürütülemediği anlaşılmış 1958 yılında, 7116 sayılı yasa ile “İmar ve İskân Bakanlığı” kurularak, fiziksel planlama, imar planlaması, yapı malzemeleri, afet hizmetleri, su işleri, konut politikaları, belediyelerin alt yapı hizmetleri, harita alımları ile ilgili görevler bu Bakanlığa aktarılmıştır. Yine bu dönem içerisinde 7126 sayılı “Sivil Savunma” yasası çıkarılarak savaş ve seferberlik hallerindeki görev ve sorumlulukların yanı sıra, doğal afetlerde de arama – kurtarma, acil yardım vb gibi görevlerle görevlendirilmiş olan İçişleri Bakanlığı’na bağlı “Sivil Savunma Genel Müdürlüğü” kurulmuştur.
1959 yılında, bugün de çeşitli değişiklikler yapılarak halen yürürlükte olan “Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle yapılacak Yardımlara Dair” 7269 sayılı kanun çıkarılmıştır. Kısaca “Afetler Kanunu” olarak da bilinen bu yasa çıkarılmıştır.
Çıkarıldığı tarihte uluslararası alanda en çağdaş ve kapsamlı afet kanunlarından biri olarak değerlendirilen, birçok ülke tarafından örnek alınan bu kanun 1960-1967 yılları arasında çok yoğun olarak yaşanan deprem, su baskınları ve heyelanlardan elde edilen deneyimlerin ve yeni gereksinimler doğrultusunda 1968 yılında 1051 sayılı kanunla önemli oranda değiştirilerek, yedi madde eklenmiştir.
Yalnızca Erzincan Depreminden etkilenen bölgeleri kapsayan bu yasadan sonra, daha genel anlamda tüm bölgeleri kapsayacak yasaya gereksinim duyulmuş ve 23.07.1995 tarihinde 4123 sayılı “Tabii Afet nedeni ile Meydana Gelen Hasar ve Tahribata İlişkin Hizmetlerin Yürütülmesine Dair Kanun “ çıkarılmıştır. Acele hazırlandığı için 3838 sayılı kanunun tüm maddelerini kapsamayan bu kanun Dinar depreminden sonra 16.11.1995 tarih ve 4133 sayılı Kanunla değiştirilmiştir.
Bakanlık bünyesi içerisinde doğal afetlerle ilgili görevlerin daha hızlı ve etkili yürütülebilmesi amacıyla, 1965 yılında Afet İşleri Genel Müdürlüğü, 1971 yılında ise 7269 sayılı yasanın ilgili hükmü gereğince doğrudan Bakanlığa bağlı olacak Deprem Araştırma Enstitüsü Başkanlığı kurulmuştur.
1999 depremlerinden sonra ortaya çıkan “uyanış dönemi” olarak adlandırabileceğimiz dönem dâhilinde 29 Eylül – 1 Ekim 2004 tarihleri arasında Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nca
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
13
düzenlenen “Deprem Şurası”nın sonuç bildirgesinde de vurgulanmıştır. Böylece “afet yönetiminde kurumsal değişim ve yeniden yapılanma” da geri sayımı başlamıştır.
5. TÜRKİYE’DE AFET YÖNETİMİNDE MEVCUT DURUM VE İLGİLİ KURULUŞLAR
Şu anda uluslararası alanda afetlerin kalkınma ile ilişkileri kapsamında Binyıl Kalkınma Hedefleri ve Hyogo Çerçeve Eylem planı yürürlüktedir. Bunların her ikisinde de sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması üst hedeftir. 2000 yılında 189 ülkenin Birleşmiş Milletler çatısı altında bir araya gelerek kabul ettikleri Binyıl Kalkınma Hedefleri 2000–2015 yıllarını kapsar.
Hyogo Çerçeve Eylem Planının stratejik hedefleri;
1) Afet risklerinin azaltılmasının sürdürülebilir kalkınma plan ve politikaları ile bütünleştirilmesi,
2) Afetlere karşı bilincin ve duyarlılığın oluşturulması için mevcut kurumların ve mekanizmaların güçlendirilmesi ve kapasitelerinin geliştirilmesi,
3) Afet risklerinin azaltılması yaklaşımlarının acil duruma hazırlık, müdahale ve iyileştirme programlarına sistematik olarak dâhil edilmesi, şeklindedir
Hyogo Çerçeve Eylem Planının öncelikli eylemler ise;
1) Afet risklerinin azaltılmasının kuvvetli bir kurumsal temelde ulusal ve yerel öncelik olarak belirlenmesinin sağlanması,
2) Afet risklerinin tanımlanması, değerlendirilmesi, izlenmesi ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi,
3) Bilginin, yeniliğin ve eğitimin her seviyede afetlere karşı güvenli ve duyarlı bir toplum oluşturmada kullanımı,
4) Temel risk faktörlerinin azaltılması,
5) Afetlere karşı her seviyede etkin bir müdahale için afetlere karşı hazırlığın güçlendirilmesidir
29.05.2009 tarihinde 5902 sayılı “Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun” TBMM’de kabul edilmiş ve 17.06.2009 tarih ve 27261 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla; afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığa bağlı “Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)” kurulmuştur.
AFAD Başkanı, Başkanlığın en üst amiridir ve kanunda belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden Başbakana veya görevlendirilecek Başbakan yardımcısına karşı sorumludur. Ayrıca, başkana yardımcı olmak üzere en fazla iki başkan yardımcısı görev alabilmektedir.
Görevleri:

Başkanlık hizmetlerini mevzuat hükümlerine, kalkınma planları ve yıllık programlara, başkanlığın amaç ve politikalarına, stratejik planlarına, performans ölçütlerine, hizmet kalite ve standartlarına ve bütünleşik afet yönetimi ilkesine uygun olarak yürütmek,
Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulunun toplanması amacıyla Kurul Başkanına öneride bulunmak,
Afet ve acil durum hallerinde müdahaleyi koordine etmek ve üst makamları bilgilendirmek,
Sivil savunma arama ve kurtarma birlik müdürlüklerinin görev yerlerini, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile koordine ederek belirlemek,
İç denetçi atamak,
Resmi ve özel kurum ve kuruluşlar ile ilişkileri yürütmek
Basın ve halkla ilişkiler faaliyetlerini planlamak ve yürütmek,
Başkanlığın yıllık çalışma raporu ve eylem planını hazırlamak ve Başbakan veya ilgili bakan tarafından verilecek benzeri faaliyetleri yapmaktır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
14
İl Afet ve Acil Durum Müdürlüklerinin Görevleri:

İlin afet ve acil durum tehlike ve risklerini belirlemek,
Afet ve acil durum önleme ve müdahale il planlarını, mahalli idareler ile kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği ve koordinasyon içinde yapmak ve uygulamak,
İl afet ve acil durum yönetimi merkezini yönetmek,
Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıp ve hasarı tespit etmek,
Afet ve acil durumlara ilişkin eğitim faaliyetlerini yapmak ve yaptırmak,
Sivil toplum kuruluşları ile gönüllülerin afet ve acil durum yönetimi ile ilgili akreditasyonunu yapmak ve belgelendirmek,
İl ve ilçe düzeyinde sivil savunma planlarını hazırlamak ve uygulamak,
Afet ve acil durumlarda, gerekli arama ve kurtarma malzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolar kurmak ve yönetmek,
İlgili mevzuatta yer alan seferberlik ve savaş hazırlıkları ile sivil savunma hizmetlerine ilişkin görevleri ilde yerine getirmek,
Yıllık bütçe teklifini hazırlamak,
İl kurtarma ve yardım komitesinin sekretaryasını yapmak ve kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer maddelerin tespiti, teşhisi ve arındırması ile ilgili hizmetleri yürütmek,
İlgili kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak,
İl-İlçe Afet Acil Yardım Planlarını hazırlamak ve uygulanmasını sağlamak,
İl genelinde meydana gelen veya gelmesi muhtemel Afet (Heyelan, Kaya Düşmesi, Su Baskını, Çığ vb.) olaylarının etütlerini yapmak, Afete Maruz Bölge sınırlarının tespitini yapmak ve Bakanlar Kurulu Kararı için gerekli işlemleri yapmak,
Afet olayından etkilenen afetzede sayısına göre Valilik oluru ile Genel Hayata Etkililik / Etkisizlik Olurunu almak, afetzedelerin geçici iskân hizmetlerini, kalıcı konutların yer seçimi, hak sahipliği ile konut yapım işlemlerini yürütmek 

Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu
Amacı; afet ve acil durum hallerinde bilgileri değerlendirmek, alınacak önlemleri belirlemek, uygulanmasını sağlamak ve denetlemek, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşları arasındaki koordinasyonu sağlamaktır. Kurul, yılda en az dört kez toplanır.
Depremden korunmak, deprem zararlarını azaltmak, deprem sonrası yapılması gereken faaliyetler hakkında öneriler sunmak ve depremle ilgili araştırmalar için politikaları ve öncelikleri belirlemek amacıyla Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanı başkanlığında Deprem Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Yılda en az 4 kez toplanacak olan Kurul, Amacı; depremden korunmak, deprem zararlarını azaltmak, deprem sonrası yapılacak faaliyetler hakkında öneriler sunmak ve depremle ilgili araştırmalar için politikaları ve öncelikleri belirlemektir.
Afet Risklerinin Azaltılması Platformu
Toplumun afetlere duyarlılığını artırmak ve risk azaltma çalışmalarında sürekliliği sağlamak, risk azaltma prensibinin her düzeyde plan, politika ve programlarda dikkate alınmasını sağlamak üzere ihtiyaçları belirlemek, uygulamaları izlemek ve değerlendirilmesine katkıda bulunmak amacıyla
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
15
kurulmuştur. 2011 yılında kurulan ve 53 üyesi bulunan Platform yılda en az bir defa toplanır ve sekretarya hizmetleri AFAD tarafından yerine getirilir.
Değerlendirme
1- Afet yönetim sistemi bir bütündür ve sistemin zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme olarak özetlenen tüm safhaları (aşamaları) hem merkezi ve hem de yerel düzeylerde yeniden yapılandırılmalıdır.
2- Afet yönetiminde merkezi yönetim, yerel yönetim, meslek odaları, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve halkın yönetim sisteminin her aşamasındaki faaliyetlere ve karar alma mekanizmalarına katılması temel esastır. Her düzeydeki kurumsal yapılanmalar bu esası sağlayacak yönde olmalıdır.
3- Afet yönetiminde kurumsal yapılanma yalnızca örgütlenme yapısını düzenleyen bir yaklaşım olarak ele alınmamalı, karar mekanizmaları ve mali yapıda özerklik, personel rejiminde yetkinlik, bağımsızlık ve tarafsızlık, açıklık, saydamlık, katılımcılık ve hesap verebilirlik boyutları da dikkatle düzenlenmelidir.
4- Afet yönetiminde kurumsal yapılanma, yasalarla kurumları bir araya getirme veya ayırma veya yetkileri dağıtma veya merkezde toplama hiç değildir. Gerçekçi ve kalıcı bir kurumsal yapılanma; merkezi ve yerel yönetimlerde bir farkındalık, bir değişim, bir risk azaltma kültürü oluşturma sürecidir ve bu nedenle de uzun erimli, sürekli ve sürdürülebilir olmalıdır
6. AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI DEPREM DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Ülkemizde, deprem öncesi, sırası ve sonrası gibi depremin farklı aşamalarında birçok kurum görev yapmaktadır. Bu kurumların içerinde kanunla yetkisi ve sorumluluğu belirlenmiş, tek kamu kurumu AFAD Deprem Dairesi Başkanlığıdır. Deprem Dairesi Başkanlığı, 1969 yılından günümüze kadar belirlenen plan ve programlar çerçevesinde ulusal sismik ağların kurulması, deprem yapı yönetmelikleri ve deprem haritalarının hazırlanması gibi ülkemizin sayılı büyük projelerine imza atmıştır.
5902 Sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun gereğince Deprem Dairesi Başkanlığının görevleri aşağıda verilmiştir;

Depreme hazırlık, müdahale, deprem risk yönetimi,
Depremde zarara uğraması muhtemel yerler ile zarara uğramış yerlerin imar, plan proje işlemlerinin yürütülmesi,
Depreme hazırlık, müdahale ve iyileştirme aşamalarında kullanılabilecek kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları ile yabancı kişi ve kuruluşlara ait her türlü kaynakların tespiti ve etkin kullanımı,
Depremler hakkında halkın bilgilendirilmesi, konularında uygulanacak politikaları belirlemek, takip etmek, değerlendirmek ve depremle ilgili hizmetlerin yürütülmesinde Başkanlığın diğer birimlerine danışmanlık yapmak.
Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak (AFAD, Deprem Dairesi Başkanlığı,
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
16
Depremlerden korunmak, deprem zararlarını azaltmak, deprem sonrası yapılacak faaliyetler hakkında öneriler sunmak ve depremle ilgili araştırmalar için politikalar ve öncelikleri belirlemek amacıyla kurulan Deprem Danışma Kurul’u yılda en az dört kez ve ihtiyaç halinde Kurul Başkanının çağrısı üzerine olağanüstü toplanabilir.
1953 yılında ilk kez Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı ve İmar Reisliği bünyesinde bir deprem bürosu kurulmuştur. 1955 yılında bu büro DE-SE-YA (Deprem, Seylap, Yangın) şubesi haline getirilmiştir. 15 Mayıs 1959 günü kabul edilen 7269 sayılı Kanunun 5. maddesi “afetlerden vatandaş hayatının ve milli servetinin korunması amacıyla gerekli tedbirleri araştırmak, ilgili Bakanlık ve kuruluşlarla işbirliği yaparak öğretim ve yayınlarda bulunmak, afetlerin neticelerini tahlil ederek umumun faydalanmasına sunmak” üzere İmar ve İskan Bakanlığına bağlı ve hükmi şahsiyete haiz Enstitü veya kurumlar kurulabileceğini belirtmektedir. Bu kapsamda önce 1964 yılında Afet İşleri Reisliği ve 1965 yılında da Afet İşleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Doğal afetlerin ve depremlerin ülke hayatında taşıdığı önemin bilinciyle, Deprem Araştırma Enstitüsü, İmar ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı küçük bir ünite olarak 1969 yılında kurulmuştur.
Bu küçük ünite “araştırma ve öğretim yapma, doğrudan Bakanlığa bağlı olma” koşullarına uymadığından, 28.10.1970 tarihinde doğrudan Bakanlığa bağlı ‘Afetler Araştırma Enstitüsü Genel Direktörlüğü’ne dönüştürülmüştür.
Bir süre sonra su baskınlarının yasal olarak DSİ tarafından inceleneceği hususu ve heyelan, kaya düşmesi gibi afetlerin yerel boyutlarda olması nedeniyle, bu afetler enstitünün çalışma alanı dışına çıkarılmış ve 8 Temmuz 1971 tarihinde, Bakanlık katına doğrudan bağlı Deprem Araştırma Enstitüsü kurulmuştur.
1983 yılında Yapı Malzemeleri Genel Müdürlüğü ile birleştirilerek Yapı Malzemeleri ve Deprem Araştırma Genel Müdürlüğü adını almıştır.
2004 yılında İstanbul’da düzenlenen DEPREM ŞURASI’nda; “Ülke çapında depremlerin izlenmesi, kaydedilmesi, değerlendirilmesi, arşivlenmesi ve duyurulması işleri gelişmiş bir Ulusal Deprem İzleme Ağı Sistemi altında ele alınmalıdır” kararı alınmıştır. Bu kapsamda; 1989 yılında Türkiye genelinde 12 istasyonla kurulmuş olan Telemetrik Deprem Gözlem Ağı; Ulusal Sismik Ağın Geliştirilmesi (USAG) Projesi ile dünya standartlarında, veri kalitesi yüksek, gerçek zamanlı, Türkiye Ulusal Deprem İzleme Ağı’na dönüştürülmüştür. Tüm Türkiye çapında 185 sismoloji gözlem istasyonu ve 300 ivmeölçer ile Türkiye’nin deprem aktivitesi 7/24 saat izlenmektedir.
Ülkemizde meydana gelen depremler sırasında kuvvetli yer hareketini kaydetmek üzere, Türkiye Ulusal Kuvvetli Yer Hareketi Gözlem Ağı (TR-KYH), 1973 yılında kurulmuştur. Ulusal ağın kurulmaya başlandığı ilk yıllarda günün şartları gereği, analog ivme kaydediciler ile şebeke yürütülmeye çalışılmış, gelişen teknoloji ile 1993 yılından itibaren sayısal ivme-ölçerler şebekeye dâhil edilmiştir. TR-KYH’nin ilk kuvvetli yer hareketi kaydı, 1976 yılında Denizli Depremi (MD 6.7) ile alınmıştır. Kuvvetli Yer Hareketi Gözlem İstasyonları, ağırlıklı olarak, ülkemizde büyük depremlerin olduğu ve/veya beklendiği Kuzey Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu ve Ege Graben Sistemleri üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Mevcut durumda 5 farklı model ve tamamı sayısal cihazlardan oluşan toplam 305 adet ivme-ölçer istasyon çalışır halde bulunmaktadır.
Türkiye Ulusal Kuvvetli Yer Hareketi Gözlemleri veri merkezinde şebekenin kuruluşundan günümüze, ivme-ölçer cihazlardan sağlanan tüm sayisal verilere erişmek mümkündür. Dosya+adları; arih(yyyyaagg)+zaman(sadksn)+istasyon kodu (1201) (Ör:20030501002704_1201) şeklinde oluşturulmuştur. Veriler, ASCII formatında zip’lenmiştir. Her dosyanın başlık bilgileri altında “N-S”(Kuzey- Güney), “E-W”(Dogu-Batı) ve “U-D”(Düsey) doğrultulardaki bileşenlere ait ivme değerleri yer almaktadır. Her kayıt için örnekleme aralığı, başlık bilgilerinde (SAMPLE INTERVAL) bulunmaktadır. Tüm veriler, ivme değerleri olup, cm/sn2 (gal) birimindedir.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
17
Deprem Araştırma Dairesi tarafından Orta Karadeniz Bölgesinde Türk-Japon Ortaklığı ile 1997 yılında kurulan Deprem Veri Toplama ve Hasar Değerlendirme Alt Merkezi çalışmaları yürütülmektedir. Çalışma Grubu olarak, yıkıcı depreme maruz kalması muhtemel bir alanda bölgesel “Deprem Erken Uyarı ve Ön Hasar Tahmini Sistemi” kurulması projesi başlatılmıştır. Bu projede deprem aktivitesi ve yıkıcı bir depremin olma olasılığı yüksek bir bölge seçilerek en son teknolojiyi kullanan deprem gözlem ağları yardımı ile deprem sırasında erken uyarı yapılacak ve sonrasında bölgeye ait var olan bina ve nüfus bilgileri veri tabanı da kullanılarak, deprem ön hasar ve can kaybı tahmini yapılacaktır.
1998 yılında yapılan iki yıllık uzatma sonrası JICA ile olan ortaklık son bulmuş olup, Mart–2000 tarihinden itibaren projenin Ankara kısmı Deprem Araştırma Daire Başkanlığınca yürütülmüştür. Projede kullanılan bilgisayar donanım ve yazılımları 2003 yılında imzalanan Follow-Up projesi ile yenilenmiş ve 2006 yılının başında yeni sistem hizmete girmiştir. Yeni sistemde veri tabanı güncellenerek hasar tahmininin tüm Türkiye için yapılabilir hale gelmesi sağlanmıştır.
5902 sayılı Kanunla atıfta bulunulan 7269 sayılı Afet Kanunu’na göre depreme dayanıklı yapı tasarımı ve inşası için gerekli olan yönetmeliği hazırlamak Başkanlığımızın görevidir.
Deprem Dairesi Başkanlığı bünyesinde bulunan 6 m X 5 m boyutlarındaki sarsma tablası 1986 yılında İngiltere Cambridge Üniversitesi’nin hibesi ile kurulmuştur. Yapılan çalışmalar sonucu elde edilen veriler Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkındaki Yönetmeliğin tasarım ilkelerinin ve güçlendirme tekniklerinin geliştirilmesinin yanında “Yığma Yapılar” bölümünün hazırlanmasında altlık oluşturmuştur. Yine bu çalışmalar ulusal ve uluslararası konferanslarda sunulmaktadır.
1939 Erzincan depreminden sonra yapılan çalışmalarla ilk kez deprem bölgeleri haritası hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu’nun 12 Temmuz 1945 gün ve 3/2854 sayılı kararıyla, “Yersarsıntısı Bölgeleri Haritası” adıyla yayımlanmıştır. 1/2.000.000 ölçekli ve bu haritada, bölgeler: Büyük hasara uğramış bölgeler, tehlikeli yer sarsıntısı bölgeleri ve tehlikesiz bölgeler olarak ayrılmıştır. 1947, 1948, 1963 ve 1972 yıllarında değiştirilen bu harita son olarak, 1990-1999 arasında BM tarafından ilan edilen “Uluslararası Afet Zararlarının Azaltılması 10 Yılı” kapsamında kurulan Milli Komitenin kararıyla yenilenmiş ve Bakanlar Kurulu’nun 18 Nisan 1996 gün ve 96/8109 sayılı kararıyla yürürlüğe girmiştir. 1/1.800.000 ölçekli ve beş bölgeden oluşmakta olan ve halen (Mart 2011) kullanılmakta olan bu haritada deterministik yöntemler yerine olasılık hesapları yöntemi kullanılmıştır.
7. TÜRKİYE’DE MEVCUT AFET YÖNETİMİNİN ANALİZİ
GZFT Analizi; afet yönetiminde etkinlik konusunda problem ve çözüm yöntemlerinin belirlenmesi ve bu konularda uygulama önerilerinin sunulması amacıyla güçlü ve zayıf yönler ile fırsat ve tehditler (GZFT) aşağıda sunulmuştur.
Güçlü Yönler; Risk yönetimini daha etkin hale getirecek ve performans sağlamasında etkin olarak kullanılabilecek unsurlar aşağıda yer almaktadır;

Türkiye’nin, Hyogo Çerçeve Programı Eylem Planını benimsemiş olması ve uygulamaya geçirmeye çalışması.
Jeolojik-jeoteknik ve mikro bölgeleme etütlerinin yapılması ve uygulama imar planlarına altlık oluşturması zorunluluğunun yönetmelik bazında getirilmiş olması.
Bölgesel ölçekte, üst düzey planlamalar için Türkiye diri fay haritasının yenilenmesi.
Bölgesel ölçekte Türkiye heyelan haritası envanterinin hazırlanması.
Makro ölçekte, üst düzey planlamaları için Türkiye deprem tehlike haritasının varlığı.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
18
1/25.000 ölçekli Türkiye Jeoloji Haritalarının büyük ölçüde tamamlanmış olması.
Afet Sigortaları Kanunun yasalaşmış olması.
Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik (2007) ile mevcut binaların deprem güvenliğinin incelenmesi ve güçlendirilmesi konularına standart getirilmesi.
Deprem Şûrası gibi afet odaklı çalışmaların yapılıyor olması.
Kyoto Protokolünün imzalanması.

TÜBİTAK 1001 ve 1007 gibi ulusal, FP7 gibi uluslararası fonların ve işbirliği olanaklarının bulunması.
İl Özel İdaresi, Büyükşehir Belediyesi ve Belediye yasalarına “yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla beldenin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum planlarını yapar, ekip ve donanımı hazırlar.” hükmünün getirilerek yerel yönetimlere risk azaltma konusunda görev verilmiş olması.
Zayıflıklar; Ülkemizdeki risk yönetimi uygulamaları ile diğer ülkelerdeki uygulamalar karşılaştırıldığında ülkemizdeki uygulamaların daha az sahip olduğu unsurlar ile performansı engelleyen sınırlandırmalar aşağıda yer almaktadır.
Kullanılmakta olan hava tahmin modelinin yeterli ve bölgesel verilerden yoksun olması.
Meteorolojik ve hidrolojik verilerin devlet kurumlarıyla gerçek zamanlı şekilde geniş çapta paylaşılmaması ve bu durumun sel, çığ, kuraklık ve diğer hava şartlarının erken tespit edilememesi.
Farklı kurum ve birimlerde verilen hizmetlerin düzgün şekilde bütünleştirilememesi.
Yerel idarelerin risk yönetimi ve acil durum yönetimi kapasitelerinin düşük olması.
Toplum katılımının ve cinsiyet duyarlılığının hala hiçbir afet yönetimi aşamasında etkili olarak ele alınmaması ve bu durumun kaynakların yanlış kullanılmasına ve kadınlarla çocukların zarar görebilirliklerinin artmasına neden olması
Merkezi ve yerel kuruluşlara yol gösterecek Ulusal Afet Risk Azaltma Strateji ve Eylem planının olmaması.
Her seviyedeki (ülkesel, bölgesel, kentsel, yerel) planda afet tehlike ve risklerinin dikkate alınmaması.
Zemin etütlerine yönelik çalışma yapan firmaların bünyelerinde her 3 disipline (jeoloji, jeofizik, inşaat) ait uzmanın bulunmaması veya bu disiplinlerin işbirliği içinde çalışmamaları.
Afet tehlikesi ve risklerini azaltmanın en etkin yolunun sektörel ve mekânsal planlama süreçleri olduğu gerçeğinin yerel düzeylerde anlaşılamamış ve konuya önem verilmemiş olması.
Çağdaş gelişmelere paralel olarak hızlı, etkili, koordineli ve rasyonel işleyen bir afet yönetim sisteminin kurulamamış olması, bu sistem içerisinde görev üstlenmesi gereken merkezi ve yerel yöneticiler için afet planlaması ve yönetimi konularındaki sürekli eğitim ve uygulama çalışmalarının yeterince yapılamamış olması.
Depreme dayanıklı yapı yapma ve bina inşası ile ilgili yönetmeliklerin, belediye sınırları dışındaki kırsal alanlarda da uygulanmasını sağlayacak mekanizmaların yeterince kurulamamış olması.
Kentlerde yalnızca yapıların risk taşıdığı anlayışının egemen olması.
Fırsatlar; Daha etkin bir risk yönetimini destekleyebilecek ve güçlendirebilecek hususlar aşağıda yer almaktadır;
Türkiye’nin Yokohama, Hyogo ve Kyoto gibi protokolleri imzalamış olması ve bu nedenle Türkiye’nin gelecekteki politikalarının uluslararası Afet Risk Azaltma yaklaşımlarıyla uyumlaştırılmasının beklenmesi.
Sağlık Bakanlığı bünyesinde Ulusal Medikal Kurtarma Ekiplerinin kurulması.
Acil iletişim için uydu haberleşme sistemlerinin kullanımının yaygınlaşması.
Afet tahminlerinin giderek daha gerçekçi yapılabilir olması.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
19
Afet zararlarının azaltılmasında güncel teknolojilerin (UA, CBS, vb.) kullanılması.
Başbakanlık AFAD tarafından Ulusal Deprem Araştırma Programının faaliyete geçmesi
Afet Sigortaları Kanunu ile doğal afetlerle ilgili sigortaların gelişmesine ivme kazandırılmış olması.
Bölgesel düzeyde kurulmuş olan Kalkınma Ajanslarının kendi bölgelerindeki afet tehlike ve riskleri ile ilgili çalışmalara önem veriyor olması.
Tehditler; Risk yönetimi uygulamalarının performansına zarar verebilecek olan ve sorun yaratabilecek unsurlar aşağıda yer almaktadır;

Başta yerel yönetimler olmak üzere Türkiye’deki afet ve acil durumdan sorumlu kurumların sadece afet sonrası müdahale çalışmalarına yoğunlaşmış olması.
Bölgeleri tehdit eden tüm tehlikelerin doğru bir şekilde belirlenememesi, bütünleşik afet tehlike haritalarının hazırlanmamış olması.
Çevre kirliliğinin artması.
İklim değişimlerinden dolayı kentler ve özellikle kırsal yerleşmelerdeki kuraklık, su sıkıntısı, sel gerçeğinin görmezden gelinmesi.
Ormanlık (2B kapsamındaki) alanlar ile doğal ve tarihi sit alanlarda yer alan gecekondu ve kaçak yapılaşmalara af getirilmesi.
Sürdürülebilir yapılaşma yerine daha çok arazi ve kaynak tüketen bir yapılaşma modelinin yaygın olması.
Yasa ve yönetmeliklerde yer alan konuya ilişkin hükümlerin uygulanmasındaki eksik ve yanlışların giderilmesinde ve denetiminde yetersiz kalınması.
Yüksek seviyede radyoaktivite içeren yapı malzemelerinin kullanılmasının sınırlandırılmasına ilişkin olarak ilgili kurum ve kuruluşların (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Türk Standartlar Enstitüsü – TSE, üniversiteler, vb. kuruluşların) iş birliği yapmaması.
Kentsel dönüşüm projelerinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından yapılan yapıların, bölgelerin arazi yapısı, bitki örtüsü, akarsu rejimi ve jeolojik yapısındaki farklılıklar göz ardı edilerek genellikle tek tip yapılması
8. TÜRKİYE İÇİN ETKİN AFET YÖNETİMİ
Kökenleri ve gelişim hızları ne olursa olsun, tüm afet olayları ile ilgili faaliyetler, aşağıdaki dört ana aşamaya ayrılmaktadır (Kurumsal Yapılanma Komisyon Raporu, 4-20).
1. Zarar azaltma,
2. Hazırlıklı olma,
3. Olaya müdahale,
4. İyileştirme (Kurumsal Yapılanma Komisyon Raporu, 4-20).
Bu aşamalardan ilk ikisi afetler olmadan önce, diğer ikisi ise afet anı ve sonrasında yapılan faaliyetleri kapsamaktadır.
Zarar Azaltma Aşaması; Afet tehlikesi ve riskinin belirlenmesi, mümkünse önlenmesi veya büyük kayıplar doğurmaması için alınması gereken önlemlerin alınması, toplumun afet tehlikesi ve riski konusunda bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve baş edebilme kapasitesinin geliştirilmesi, afet öncesi ve sonrasında uygulanan mevzuat ve kurumsal yapılanmanın geliştirilmesi, araştırma-geliştirme politika ve stratejilerinin belirmesi ve uygulanması gibi faaliyetler, bu aşamada yapılması gereken çalışmaların başında gelmektedir.
Hazırlıklı Olma Aşaması; Zarar azaltma aşamasında yapılan çalışmalar ve alınan önlemlere rağmen afet sonucu doğurabilecek tehlike ve risklerin tamamen ortadan kaldırılması mümkün
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
20
olamayacağı için, acil durum planlarının hazırlanması ve geliştirilmesi, bu planlarda görev ve sorumluluk verilen personelin, eğitim ve tatbikatlarla, bilgi düzeyinin geliştirilmesi, arama-kurtarma faaliyetlerinin örgütlenmesi, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, alarm ve erken uyarı sistemlerinin kurulması ve geliştirilmesi, gerektiğinde bölgesel ve yerel ölçekte acil yardım malzemelerinin stoklanması gibi faaliyetler bu aşamada yapılmaktadır.
Olaya Müdahale Aşaması; Bir afetin oluşumundan hemen sonra başlayarak, afetin büyüklüğüne bağlı olarak 1-2 aylık süre içerisinde gerçekleştirilen faaliyetlerdir. Bu faaliyetlerin ana hedefi, mümkün olan en kısa süre içerisinde çok sayıda insan hayatını kurtarmak, yaralıların tedavisini sağlamak, açıkta kalanların barınma, beslenme, tahliye, korunma, ısınma, güvenlik, psikolojik destek gibi hayati gereksinimlerini en kısa süre içerisinde ve en uygun yöntemlerle karşılamaktır.
İyileştirme Aşaması; Bir afetin oluşumundan hemen sonra başlayarak, afetin büyüklüğüne bağlı olarak 1-2 yıl sürebilen tüm faaliyetlerdir. Bu safhada yapılacak faaliyetlerin ana hedefi, afete uğramış toplulukların haberleşme, ulaşım, su, elektrik, kanalizasyon, eğitim, sosyal aktiviteler, geçici ve daimi iskan, çalışma ve ekonomik alanlardaki hayati aktivitelerinin zaman içerisinde geliştirilerek devamını sağlamak ve sonuçta etkilenen insanlar için afet öncesinden daha güvenli ve gelişmiş bir yaşam çevresi oluşturmaktır.
“Etkinlik” kavramı Türk Dil Kurumunca “Etkin olma durumu, müessiriyet”, “bir işletmenin, bir kurumun belli bir alandaki eylemi, faaliyeti, aktivitesi” veya “en az çaba ve maliyetle en çok sonuç elde etme kapasitesi” olarak tanımlanmaktadır. Etkinlik genel anlamda bir faaliyet, eylem ya da davranışın, mümkün olduğu kadar, yöneltilmiş bulunduğu amaca ulaşma derecesidir.
Afet Yönetiminde Etkinlik ise; afet yönetiminin her aşamasında (risk azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme faaliyetlerinde) merkezi ve yerel düzeylerde yapılması gereken çalışmaların ve elde edilen sonuçların önceden belirlenmiş performans ve hedeflere uygun ve yeterli bir şekilde gerçekleştirilmesi olarak tanımlanabilir.
Bu yaklaşım doğrultusunda afet yönetimi;
Bütünleşik: Afetlerin önleme, zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme evrelerinin tümünü içeren,
Çağdaş: Tüm imkân ve kaynakları bir noktada toplayan, toplam kalite yönetimini benimseyen ve afeti bir bütün olarak gören,
Toplum Tabanlı: Afetlerin dört evresinde de kamu kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllülerin katılımını sağlayan, bir anlayışla uygulanmalı ve
Can kaybı ve yaralanmaları önlemeyi,
Mal-mülk, sosyo-ekonomik yapı, doğal çevre, kültür ve tabiat varlıklarını korumayı,
İş sürekliliğini, hizmetlerin devamını ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamayı, hedeflemelidir
Türkiye’de devletin afete ilişkin rolünü biçimlendiren ögelerden biri de siyasi kültür unsurlarından biri olan “ataerkil devlet” ve “devlet baba” geleneğidir. Bu gelenek devletin itaate karşılık uyruklarının gereksinimlerini karşılamasını gerektirir ve uzun modernleşme sürecimize karşın halen toplumsal bellekte yerini korumaktadır. Yurttaşlar, bireysel ya da örgütlü gruplar olarak çözebilecekleri sorunlarının çözümü konusunda atıl kalmakta ve devletten çözüm beklemektedirler. Büyük çaplı acil durumlar ve afetler söz konusu olduğunda beklenti daha da yüksek olmaktadır. Riskin tespitinden, hasarların tazminine kadar tüm konular “devletin işi” olarak görülmektedir.
Türkiye’de afet yönetim yapısı üzerinde belirleyici olacak temel ilkeler aşağıda yer almaktadır:
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
21

Afet yönetimi tüm aşamalarıyla (risk azaltma, hazırlık, müdahale, iyileştirme) bir kamu hizmetidir, bu hizmeti almak anayasal bir yurttaşlık hakkıdır.
Afet yönetimi (kendi içinde de dallara ayrılan) bir uzmanlık konusudur. Devlet, farklı uzmanlık alanlarının disiplinler arası çalışmalarını koordine ederek uzmanlığı etkin kılan bir afet yönetimi yapısını kurmak ve devamlılığını sağlamakla görevlidir.
Devlet afet yönetim sisteminin alt yapısını oluşturma konusunda tek yetkili ve nihai sorumlu olmakla birlikte tek aktör olmak zorunda değildir: Devlet afet yönetimine ilişkin tüm görevleri kendisi yerine getirmeyebilir, gerekli görülen durumlarda devlet dışı aktörleri görevlendirebilir.
Yurttaşlar, afet yönetiminin parçalarıdır ve kendileri için yasayla belirlenmiş sorumlulukları yerine getirerek afet yönetimine katkıda bulunmakla görevlidirler.
Devlet afet yönetiminin örgütlenmesinde ve gerçekleştirilmesinde kalitenin korunmasından sorumludur.
Devlet, afetlerin ve afet yönetiminin maliyetini topluma eşit olarak dağıtmak için gerekli düzenlemeleri yapar ve uygular.
Afet yönetimi kritik bir hizmettir, afet yönetimine ilişkin konular yasamada, kamu politikası üretiminde, kaynak planlamasında önceliklidir.
Merkezi planlama ve yukarıdan aşağıya uygulamalarla etkin bir afet yönetim sistemi oluşturmak mümkün değildir. Afet yönetimi ancak yerelden merkeze doğru talep, planlama ve uygulamalar ile etkin olabilir. Yerelde karar mekanizmaları da dahil olmak üzere halkın katılımını sağlamak esastır.
Yukarıdaki ilkelere uygun bir afet yönetim yapısının biçim ve işleyişi operasyonel açıdan bakıldığında, olabildiğince uzun bir süre ayakta kalacak esnek bir yapıda olması gerekir. Bu sistem alışılmış anlamda bir “merkezi yapılanma” değil, afet ve acil durumun olduğu bölgede kendi başına görevlerini yerine getirebilecek bir yapıda olmalıdır. Sistemi oluşturan unsurlar iletişim bakımından bir “ana merkezin” koordinasyonu olmasa dahi birbirlerine destek verebilecek ve ortak eylem gerçekleştirebilecek biçimde bağlı olmalıdır. İkinci olarak aranması gereken özellik “-yerelliktir-”. Kaynak olay ne olursa olsun, olaya ilk müdahalenin en yakındakiler tarafından yapılacağı ve olay yerindekilerin belirli bir süreyi dış destek almadan geçirmek zorunda kalacakları gerçeğinden yola çıkarak, afet yönetimi sisteminin unsur ve kaynaklarının ülke ölçeğinde paylaştırılmış olması gereklidir.
AFAD“ yapmaktan” çok, “yapılacak olanı planlamalı”; amaç ve yöntemleri belirlemeli; gerekli denetimleri gerçekleştirmelidir. Böylece AFAD, var olanların yanı sıra olası yeni riskleri ve bunlara bağlı olarak meydana gelebilecek acil durum ve afetleri öngörmeye yoğunlaşabilecek, teşkilatın “öğrenen örgüt” olmasını, alınan derslerle evrimleşmesini sağlayacak, standartları saptayacak ve uygulatacak bir kuruluş olarak hizmet verecektir.
1999 depremlerinin en önemli sonuçlaarından biri de,Yurttaşların bireysel olarak, gayrı resmî gruplarla ya da bir sivil toplum kuruluşunun (STK’nın) çatısı altında deprem bölgesine yardım ulaştırmak için kendiliklerinden harekete geçmiş olmalarıdır. 1999’dan beri vatandaşların özellikle vakıf ve dernek çatısı altında örgütlenerek afet yönetiminin çeşitli aşamalarında artan biçimde görev almaya devam etmeleri önemli bir gelişmedir ve yalnız ulusal bağlamda değil, uluslararası bağlamda da devam etmekte olan bir değişimin yansımasıdır. Bu durumu, iki küresel eğilimin ülkemizdeki yansıması olarak değerlendirebiliriz: Birincisi devletin toplumsal rolleri ve görevlerine ilişkin algının farklılaşmasıdır. Nüfusun artmasına bağlı olarak toplumların gereksinimlerinin de artması, toplumsal yaşamın karmaşıklaşması ve taleplerin çeşitlenmesi, devletin temel aktör olarak her alanda var olmasını zorlaştırmaktadır. İkinci eğilim ise, küresel olarak demokratikleşmenin hız kazanmış olmasıdır. 1990’lardan beri etkisi hissedilen bu demokrasi dalgası, yurttaşların kendilerini ilgilendiren toplumsal sorunların çözümüne aktif olarak katılmalarını öngörmektedir.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
22
Afet hizmetlerinin afet öncesi, sırası ve sonrasında etkili, hızlı ve koordineli bir şekilde yürütülebilmesi her şeyden önce iyi eğitilmiş deneyimli personel ve kolay kullanılabilen hazır parasal kaynakların varlığına bağlıdır.
Afet konusunda çalışma yapanların karşılaştıkları en önemli zorluk, her bir afet için aynı format ve uzunlukta veri bulamaması olmuştur.
Ülkemizde;
a. T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Planlama ve Zarar Azaltma Dairesi Başkanlığınca yürütülen Türkiye Ulusal Afet Arşivi (TUAA),
b. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) Türkiye Meteorolojik Arşiv Sistemi’ndeki (TÜMAS) Klimatolojik Gözlemler ve Fevk Rasatları,
c. Devlet Su İşleri’nin (DSİ) Taşkın Yıllıkları,
d. Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) kayıtları,
olmak üzere afetler ile ilgili tüm kurum ve kuruluşa ait karmaşık veri ve bilgiler, mümkün olduğunca kendi içindeki tekrarlardan arındırılarak ve birbirlerinin eksikliklerini giderecek şekilde bir araya getirilerek kullanıma açılmalıdır.
AFAD başkanlığında ülkemizin doğal afet potansiyelinin yeterli derecede değerlendirilebilmesi, uygulayıcı ve karar vericiler için geçmişten dersler çıkarılabilmesi amacıyla, “Türkiye Ulusal Afet Arşiv Sistemi” kurulmuştur. 2010 yılı başında kullanıcılara açılan sistemle Türkiye’de bugüne kadar yaşanan her türlü afet bilgileri bilgisayar ortamında kullanıcılara sunulmaktadır. Ayrıca İçişleri Bakanlığı ile İstanbul Teknik Üniversitesi arasında Mayıs 2001 yılında yapılan bir anlaşma ile “Türkiye Afet Bilgi Sistemi – TABİS” projesi ve Mülga Türkiye Acil Durum Genel Müdürlüğü tarafından da 2007 yılında “Acil Durum Yönetimi Bilgi Sistemi – AYBİS” projesi hayata geçirilmiştir. 2012 yılında ise AFAD tarafından Ulusal Deprem Araştırma Programı (UDAP) kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından önerilen “Türkiye Afet Bilgi Bankası (TABB)” projesi kabul edilmiştir.
Afet anında ulaştırma, haberleşme ve bilgi aktarımının hızlı, verimli ve sağlıklı olarak yürütülebilmesi afet yönetiminin temel esaslarındandır. Bu nedenle, afet anında hasar görmeyecek, bloke olmayacak ve yetkililer tarafından hızlı ve etkili olarak kullanılabilecek yerel ve ulusal afet haberleşme sistemleri ivedilikle kurulmalıdır.
Depremlerin ulaşım yapılarına verdiği hasar 4 ana başlıkta özetlenebilir.;
• Zeminden Kaynaklanan Etkiler
Sıvılaşma
Zemin oturmaları
Zeminin güçlendirme etkisi
Heyelanlar, kaya düşmeleri, vb.
• Fay Hatlarının Doğrudan etkileri
• Kuvvetli Yer Hareketlerinin Doğrudan Etkisi Sonucu Oluşan Hasarlar
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
23

Kaplamada oluşan deformasyonlar
Köprü, viyadük vb., yapılarda oluşan hasarlar
Gar, otogar, havalimanı vb., yapılarda oluşan hasarlar
• Tsunami Nedeniyle Özellikle Kıyı ve Liman Yapılarında Oluşan Hasarlar
Afet tehlikelerine karşı etkili mücadele, afet öncesi, sırası ve sonrasında, can ve mal kaybı riskini tamamen ortadan kaldıracak veya uzun süreli azaltacak, risk azaltma, hazırlık, müdahale, iyileştirme süreçlerini kapsayan bir yaklaşım modelinin geliştirilip, uygulanması ile mümkündür.
Risk değerlendirmesi yapabilmek için öncelikle tehlikenin tanımlanması, tehlike haritalarının oluşturulması gerekmektedir. Tehlike haritaları için ilk aşama belirli bir alanda doğa afeti kaynağının belirlenmesi ve tanımlanmasıdır. İkinci aşaması ise bu olayların mekânsal, zamansal ve alansal olabilirliklerinin araştırılması ve tahmin edilmesidir.
Afet tehlike ve risk haritalarının hazırlanması benzer temel ilkelere dayanmasına rağmen bazen farklı doğa kökenli afetlere yönelik analiz ve değerlendirmeler yapılırken ayrıntıda küçük farklılıklar bulunmaktadır. Ülkemizin birinci derece doğa afeti kaynağı olan depremler için izlenecek yol UDSEP-2023 planında ele alınmıştır. Planda “Ülke, bölge ve yerel ölçeklerde deprem tehlikesinin doğru olarak tanımlanması, diri fayların neden olacağı depremlerin ne büyüklükte, ne zaman, ne sıklıkta ve nerede gerçekleşme olasılıkları olduğunun, deprem yer hareketinin nasıl azaldığının ve yerel zemin yapısının yer hareketini nasıl etkilediğinin bilinmesine bağlı olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla deprem tehlikesinin neden olacağı riski belirlemenin ilk adımı ülke, bölge ve yerel ölçeklerde tehlikenin güvenilir olarak belirlenmesi ile başlamaktadır.
Afet risklerini azaltma planları hazırlanmadan önce, planlama sistemine ve ilgili kurumsal yapıya ilişkin olarak üç temel ilke benimsenmelidir:
1. Planlar; ülke, bölge, alt bölge ve kent ölçeğinde yapılmalı ve planlanmamış alan bırakılmamalıdır.
2. Planlamanın kurumsal yapısı; farklı ölçeklerde görüş/fikir/proje üretimini teşvik eden, bireyler ve/veya çeşitli kurumların planlamaya katılımına olanak veren bir model ile desteklenmelidir.
3. Planlarda esnekliği sağlayacak stratejik planlama yaklaşımı eylem planları ile hayata geçirilmelidir.
Tahmin: gelecekte olması muhtemel bir olayın ortaya çıkışının kesin olarak ifade edilmesi yada istatistiksel olarak bildirilmesi, Erken Uyarı ise, afet riskini engellemek, bu riskleri azaltmak ya da afetlere karşı daha etkin müdahaleye imkân sağlayacak bilgilerin yetkili kurumlar tarafından zamanında ve etkin olarak duyurulması şeklinde tanımlanmaktadır.
Ulaşım ve Altyapı Stratejileri:
Doğal önlemlerin yetersiz kaldığı durumlarda dere ıslah çalışmaları, güçlendirilmiş altyapı uygulamaları, istinat yapıları ve bunun gibi mühendislik uygulamalarının tercih edilmesi,
Yapısal ve mühendislik uygulamaları yanında şev stabilizasyonu, nehir kıyılarında yarı-doğal şevler, kıyı şeritlerinin korunması gibi yarı-doğal sistemleri kullanarak doğal tehlikelerin etkilerinin kontrol altına alınması,
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
24
Yolların ve altyapının incelenip gerekiyorsa güçlendirilmesi,
Riskli alanlara gelişmeyi teşvik etmemek için yol, kanalizasyon, elektrik gibi hizmetlerin sınırlandırılması,
Yeni kritik altyapılardan (lineer eleman ve objeler) kaçınılması
9. TÜRKİYE’DE ETKİN AFET YÖNETİMİNİN KURULMASI İÇİN YAPILMASI GEREKEN ÇALIŞMALAR
Ülkemizdeki Afet Risklerini Azaltma (ARA) politikasına, planlarına ve programlarına dahil etmek için ulusal ve yerel mekanizmalar güçlendirilmeli ve geliştirilmelidir. Bu doğrultuda aşağıda verilen politikalara öncelik verilmesinde yarar görülmektedir;

Kurumsal yapılanma kapsamında yerel yönetimler bünyesindeki afet ve acil durum yönetim merkezlerinin, merkezi afet yönetimi ile koordine olabilmesi için gerekli önlemler alınmalı ve denetimlerin sağlanmasına yönelik gerekli politikalar geliştirilmelidir.
Bölgesel özellikler dikkate alınarak, bölge belediye birlikleri arasında afetler ile mücadelede, gerekli yardımlaşma, bilgi ve tecrübe paylaşımı sağlanmalıdır.
ARA politika belirleme, planlama ve programlama faaliyetlerine yerel yönetimler ve belediye birlikleri de dâhil edilmelidir.
17.08.1999 ve 12.11.1999 depremlerinden sonra afet zararlarını azaltmak üzere, çeşitli isimler altında toplanan vergilerin amacına uygun ve ARA amaçlı kullanılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
Afetlere karşı dayanıksız yapı stokunun iyileştirilmesi ve kentsel dönüşüm projelerinin gerçekleştirilebilmesi için alternatifli finansal modeller geliştirilmeli ve çözümler üretilmelidir.
Ülke ve mahalli idareler bazında yerel, kurumsal ve idari kapasitelerin güçlendirilmesi ve desteklenmesi yoluyla, ikiz/benzer/aynı mekanizmalar oluşturulmalı ve desteklenmelidir. Bunun için aşağıdaki eylemler tavsiye edilmektedir;

Ülke ve mahalli idareler bazında ARA için yerel, kurumsal ve idari kapasitelerin güçlendirilmesi ve desteklenmesi ile uygulamaya esas olarak etkin bir denetim mekanizması geliştirilmeli ve bu yapı içinde özel sektör ve sivil toplum kuruluşları da yer almalıdır.

ARA ile ilgili olarak, tüm ilgili kurum ve kuruluşlar afet bütçesi oluşturmalı, ayrılan bütçelerin yerinde kullanılması amacıyla gerekli mevzuat hazırlanmalı ve denetim mekanizmaları tesis edilmelidir.
Stratejik çevresel etki değerlendirmesi yönetmeliğinde afet riskinin tanımı yapılarak, bu bölgelerin önceden, enerji tesisleri, gibi kritik tesislere ve büyük yapılaşmalara kapatılması sağlanmalıdır.
ARA konusuna gereken desteğin sağlanması amacıyla, kanun hazırlayanların bilinçlendirilmesi ve kanunların katılımcı bir ekip çalışması ile hazırlanması sağlanmalıdır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
25
İmar Kanunu, Afet Kanunu gibi güncellenme aşamasında olan kanunlarda; “afet riskini azaltmaya” yönelik maddelere yer verilmeli ve bu kanunlarda afet konusunda uzman insan kaynaklarının yerinde değerlendirilmesine yönelik tedbirlere yer verilmelidir.
İklim değişimiyle ilgili politika, planlama ve uyum programları ARA stratejisiyle bütünleştirilmelidir. Bu çerçevede aşağıda yer alan hususların dikkate alınmasında yarar görülmektedir;
Afet yönetimi ve iklim değişimi çalışmaları koordine edilmelidir.

Türkiye’deki afet mevzuatında kuraklık da kesin bir şekilde afet kapsamı altına alınmalıdır.
Küresel iklim değişimine bağlı olarak gelecek yıllara ait kuraklık riskleri belirlenerek tedbirler alınmalıdır. Bu çalışmalar “Kuraklık Risk Yönetimi” çalışmaları altında toplanmalıdır.
Kuraklığın etkilediği bölgelerde kuraklık olayına bakış açısının değiştirilmesi ve kuraklıkla risk azaltma yöntemi ile mücadele edilmesi sağlanmalıdır. Örneğin, Konya havzasında tarımsal ve genel amaçlı su kullanımı denetim altına alınmalı, bu bölgedeki sulu tarım ve ürün deseni yeniden değerlendirilmelidir
Artmakta olan iklim, sismik ve jeolojik kaynaklı riskler göz önüne alınarak, risk azaltma çalışmalarıyla ilgili ulusal kapasite geliştirilmelidir.
Ülkemizde genel olarak ihmalkârlıklar ve anız yakması sonucu meydana gelen orman yangınlarının sayısında ve etkilenen bölgenin büyüklüğünde artış olmuştur. Orman yangınlarının etkisini azaltmak için hazırlıklı olmak orman idaresi, yerel yetkililer, hidro-meteoroloji hizmetleri ve halkın yanı sıra sivil acil durum yetkilileri (özellikle itfaiyeciler) arasında koordinasyon mekanizmaları kurulmasını gerektirmektedir.
Halkın katılımı ile tatbiki ve teorik olarak bölgesel bazda yapılacak afet eğitim programları doğrultusunda, muhtarlık birimleri ve okul bölgeleri esas alınmalı, muhtarların ve okulların koordineli olarak çalışmaları neticesinde, afet zararlarını azaltma ve afetlere hazırlık hassasiyet ve bilinç düzeyinin yükseltilmesi sağlanabilecektir.
İtfaiye erlerinin eğitimi için ulusal bir mükemmellik merkezi kurulmalı, yangınlara etkin bir müdahale için, eğitim, ekipman, tesis ve operasyon prosedürlerin standartlaştırılması yoluyla, itfaiye teşkilatlarındaki gelişmelerin koordine edilmesinde ve böylece bölgesel işbirliği ve uyumun geliştirilmesinde yarar görülmektedir.
Toplumun çeşitli tehlikeler, afet riskleri ve afetlerden korunma konusunda mevcut bilgiye kolayca ulaşabilmesi, bu bilginin kullanılabilmesi ve bilginin tüm hedef kitlelere uygun mesaj ve yöntemlerle ulaştırılmasında gerekli kolaylığın sağlanması ve gelişmiş teknolojilerin sağladığı imkânların kullanılması teşvik edilmelidir. Bu doğrultuda aşağıda verilen faaliyetlerin ilgili kuruluşlar tarafından uygulamaya geçirilmesinde yarar görülmektedir;

Farklı hedef kitleleri için, farklı mesajlar belirlenip uygun medya araçları kullanılarak sürekli olarak denetlenip, değerlendirilerek geliştirilen bilinçlendirme kampanyaları yapılmalıdır.
Çocuklara yönelik afet eğitim web siteleri açılmalıdır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
26
Kurumlarda bulunan afet konusundaki bilgiler vatandaşların anlayabileceği şekilde paylaşıma açılmalıdır.

Afet yönetimi için üretilen veriler kurumlar arası paylaşıma açılmalıdır.
Bilginin sunulması ile ilgili gerekli koordinasyon sağlanmalıdır.
Bilgi paylaşımı işbirliğinin sağlanabilmesi için geçmişe dönük tüm afet verileri AFAD tarafından yürütülen Türkiye Ulusal Afet Arşiv sisteminde toplanmalıdır.
Yapılacak çalışmalar için gönüllülük sistemi oluşturulmalı ve yaygınlaştırılmalıdır
Afet öncesinde illerde afet risklerini azaltmak için kapsamlı risk azaltma programlarının ve planlarının geliştirilmesini teşvik etmek, ulusal, bölgesel ve sektörel risk azaltma çalışmalarını koordine etmek, devlet yardımı yerine sigorta sisteminin etkinleşmesini sağlamak ve benzer uygulamalar için “Ulusal Afet Riski Azaltma Stratejisi ve Uygulama Planı” hazırlanmalıdır.

Depreme karşı dayanıklı olmayan mevcut binaların önemli bir kısmının ruhsatsız (kaçak) olması güçlendirmenin önünde yasal bir engel olarak durmaktadır. Konuyla ilgili tüm kurumlar işbirliği yaparak hukuksal ve sosyal çözümler üretmelidir.
Bu güne kadar ARA için yapılan çalışmaların çoğu teknik ağırlıklıdır. Sonuç alınmasının önünde engel olarak duran hukuki, idari ve mali konular da yeterince ele alınarak çözümler üretilmelidir.
“Adli Meteoroloji” (Forensic Meteorology) konusunun Türkiye’de de geliştirilmesi ve kurumsallaştırılması için çalışılmalıdır.
Hükümet ve yerel yönetimler en fazla risk altında olan şehirlerdeki muhtaç kesimlerle birlikte çalışarak onların karşı karşıya oldukları riskleri belirleyip azaltmalıdır.
Gelecekte ortaya çıkabilecek olan afet risklerine yönelik önlemler, tüm yardım, yeniden yapılanma ve iyileştirme programlarında dikkate alınmalıdır.
Risk azaltmaya yönelik araştırma ve geliştirme çalışmalarına da kaynak ayrılmalıdır. Risk analizi için kullanılan modern model ve yöntemlerden ülkemize uygun olanları belirlenmeli ve uygulanmalıdır.
Afetlerle ilgili, devletin koordinasyonunda, afetzedelere ve afet riski altındaki vatandaşlara uygun şartlarda krediler sağlanmalıdır.
Ülkemize ait bütünleşik afet tehlike ve risk haritaları detaylı bir şekilde hazırlanmalıdır. Bu doğrultuda maddi kayıpların en aza indirilmesi için önlemler alınmalı ve sigorta sektörü etkin bir şekilde bu alana dâhil ve teşvik edilmelidir.
Şans ve talih oyunlarından elde edilen gelirlerden afet riskini azaltmak için belirli oranda pay ayrılmalıdır.
Afetlere karşı savunmasız yapı stokunun iyileştirilmesi ve kentsel dönüşüm projelerinin gerçekleştirilmesinde, finansal modellerin oluşturulması, harç ve vergilerde muafiyet, ucuz
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
27
kredilerin kullandırılması gibi mali konularda ilgili kurumlar işbirliği yaparak kolaylıklar sağlamalı ve çözümler üretmelidir.
10. TÜRKİYE’DE AFET YÖNETİMİ KONUSUNDA HAZIRLANAN STRATEJİ BELGELERİ VE YAPILAN TOPLANTILAR
Yapılan tüm değişikliklerde, zarar azaltma ve önceden hazırlık çalışmalarını esas alan ve güçlendiren çalışmalar yerine, olay sonrasında ortaya çıkan sorunlara çözüm arayan ve yara sarma mantığını esas alan değişiklikler olmuştur.
2010 yılında gerçekleştirilen Kentleşme Şûrası çalışmaları sonucunda hazırlanan Bütünleşik Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Planı (KENTGES, 2010-2023) Yüksek Planlama Kurulu’nun 25.10.2010 tarih ve 2010/34 sayılı kararı ile kabul edilmiş ve 04.11.2010 tarih ve 27749 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu planda; i) afet yönetim sisteminin bütüncül ve etkin bir hale getirilmesi, ii) afet tehlikeleri ve risklerinin tespit edilerek risk azaltmaya yönelik süreçlerin etkinleştirilmesi ve iii) şehircilik ve planlama mevzuatının afet ve yerleşme risklerinin azaltılmasını sağlamak üzere, tehlike, risk analizi ve sakınım planlamasını kapsayacak düzenlemelerle afetlere etkin müdahale sağlanması yönünde strateji ve eylemler belirlenmiştir.
UDSEP-2023 planı; depremlerin neden olabileceği fiziksel, ekonomik, sosyal ve çevresel zarar ve kayıpları önlemek veya etkilerini azaltmak amacıyla AFAD, Deprem Danışma Kurulu marifetiyle hazırlanmıştır. 2012-2023 yılları arasını kapsayan UD23 SEP-2023 planı Afet ve Acil Durum Yüksek Kurulu’nun 09.08.2011 tarihli toplantısında kabul edilmiş ve 18.08.2011 tarihli ve 28029 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Planın amacı, depremlerin neden olabilecekleri fiziksel, ekonomik, sosyal, çevresel ve politik zarar ve kayıpları önlemek veya etkilerini azaltmak ve depreme dirençli, güvenli, hazırlıklı ve sürdürülebilir yeni yaşam çevreleri oluşturmaktır. Plan her ne kadar ülkemizin en önemli afet sorunu olan deprem konusuna odaklansa da bu stratejideki eylemlerin temel işleyişi ve mantığı diğer afetler içinde uygulanabilir niteliktedir. UDSEP-2023 stratejik planının başarısı birey, toplum ve ülke olarak sahiplenilmesine, destekletilmesine ve belirtilen eylemlerin hayata geçirilmesine bağlıdır.
UDSEP-2023 kapsamında zarar azaltma aşamasında yapılacak çalışmalar, sorumlu kuruluşların önderliğinde ilgili paydaşlara zamanlama yapılarak görev olarak verilmiştir. Zarar azaltma faaliyetleri kapsamında daha üst ölçek olan Ulusal Afet Stratejisi de yine AFAD tarafından çalışılmakta, paydaşlarla toplantılar düzenlenerek görev tanımları netleştirilmektedir.
TBMM’de, İstanbul başta olmak üzere deprem riskinin ve buna bağlı olarak alınacak tedbirlerin belirlenmesi konusunda farklı partilere mensup milletvekilleri tarafından meclis araştırma komisyonu kurulmasına dair farklı tarihlerde verilen on adet önerge doğrultusunda 12.01.2010 tarihinde 953 sayılı TBMM kararı ile “Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi” amacıyla 16 üyeden oluşan meclis araştırma komisyonu kurulmuştur. Komisyon çalışmalarını 08.07.2010 tarihinde tamamlayarak hazırlamış oldukları raporu TBMM başkanlığına sunmuştur.
Komisyon raporunun ilk bölümünde, komisyonun kuruluşu, yaptığı toplantılar, bilgi talepleri, yerinde inceleme faaliyetleri ve diğer çalışmaları genel bir biçimde özetlenmiştir. İkinci bölümde, 1999 yılında meydana gelen depremlerin ardından günümüze kadar yapılan zarar
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
28
azaltma ve iyileştirme çalışmaları üzerinde durulmuştur. Böylece raporun ilk iki bölümünde deprem konusunda kurumsal kapasitenin ve mevcut kaynakların analizine imkân sağlayacak veriler ortaya konmuştur. Raporun üçüncü bölümünde depremle ilgili çözülmesi gereken sorunlar tespit edilmiştir. Raporun dördüncü bölümünde, deprem özellikli olarak, afet politikasının genel çerçevesi çizilmiş ve çözüm önerilerinin hayata geçirilmesinde kullanılacak uygulama araçları belirtilmiştir. Raporun son kısmında komisyonun getirdiği öneriler gruplanmış ve bu öneri gruplarının bir eylem programına dönüştürülmesi hususuna dikkat çekilmiştir.
4452 sayılı Yetki Kanununa dayanılarak hazırlanan 587 sayılı “Zorunlu Deprem Sigortası’na Dair Kanun Hükmünde Kararname” 27.12.1999 tarihinde yayımlanmasını müteakip 27.09.2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
12 yıl süresince 587 sayılı KHK’ye göre çalışan DASK( Doğal Afet sigortalar kurumu) ve ZDS, 18.05.2012 tarihinde yayımlanan 6305 sayılı “Afet Sigortaları Kanunu” ile daha sağlam bir yasal çerçeveye kavuşmuştur.
Mülga Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, kurumsal bilinç sorumluluğu altında, geniş katılımlı bir platform oluşturarak, çeşitli kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcilerinin iştirakiyle, deprem konusunda nelerin yapılması gerektiğini müzakere edip tartışmak ve uygulamaya konulmak üzere geliştirilecek tedbir ve kararları belirlemek maksadıyla, 29 Eylül – 1 Ekim 2004 tarihleri arasında, İstanbul’da “Deprem Şûrası” düzenlemiştir. Deprem Şûrası’na 354 Şûra üyesi davet edilmiş olup, 7 ayrı oturumda; 1) Kurumsal Yapılanma, 2) Mevzuat, 3) Afet Bilgi Sitemi, 4) Mevcut Yapıların İncelenmesi ve Yapı Denetimi, 5) Yapı Malzemeleri, 6) Kaynak Temini ve Sigorta ve 7) Eğitim komisyonlarının raporları görüşülmüş ve değerlendirmeleri yapılmıştır.
Afetler konusu sürdürülebilir kalkınma üzerindeki önemine bağlı olarak Kalkınma Bakanlığı bünyesinde yürütülen sektörel faaliyetler arasına alınmıştır. Bakanlar Kurulu’nun 24.04.2006 tarih ve 2006/10399 sayılı kararı ile “Dokuzuncu Kalkınma Planı Stratejisi (2007-2013)” benimsenmiş ve 01.07.2006 gün ve 26215 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Dokuzuncu Kalkınma Planı eksen esaslı hazırlandığından ve sektörel gelişmeler ayrı başlık altında değerlendirilmediğinden afetler konusu Planda ayrı bir başlık altında yer almamıştır.
Ancak, kalkınma planlarının 3 yıllık uygulamasına yönelik olan ve 2009-2011 dönemini ve daha sonraki yılları kapsayan Orta Vadeli Programlarda ve yıllık Programlarda doğal afetlerle ilgili bir başlık açılmış ve bu başlık altında; Afet yönetiminin, merkezi ve yerel düzeyde, yeterli, etkin ve bütüncül bir kapsamda yürütülmesinin temel amaç olduğu belirtilmiştir. Bu çerçevede orta vadeli programlarda;
Ulusal Afet Yönetimi Stratejisi ve Eylem Planı hazırlanacağı,
Ülke genelinde doğal afet riski taşıyan yerleşim yerlerinin afet risk düzeyine göre önceliklendirileceği, riskin planlı bir şekilde azaltılmasına yönelik teknik ve mali çalışmaların sonuçlandırılacağı, halkın bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetler yürütüleceği,
Afet sigorta sisteminin, yaptırımlar dahil olmak üzere, tüm afet türleri ve ülkenin tamamını kapsayacak şekilde yaygınlaştırılacağı ve gerekli yasal düzenlemelerin tamamlanacağı,
Güçlendirme ve dönüşüm ihtiyacı olan yerleşim yerleri ve kamu binaları için programlar geliştirileceği, gibi tedbirler yer almıştır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
29
İstanbul’u muhtemel bir depreme hazırlayabilmek amacıyla oluşturulan “İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi’nin (İSMEP)” finansmanı için, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası arasında 310 milyon Avro tutarında bir Kredi Anlaşması imzalanmış olup; söz konusu anlaşma 03.02.2006 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Proje kapsamındaki faaliyetlerin gerçekleştirilmesi ve denetimi İstanbul Valiliği İl Özel İdaresi bünyesinde oluşturulan İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) tarafından yürütülmektedir.
Proje ile,
 Afet yönetimi konusundaki kurumsal ve teknik kapasitenin geliştirilmesi, halkın acil durumlara hazırlık ve müdahale bilincinin arttırılması;
 Öncelikli kamu binalarının sismik risk karşısındaki durumlarının incelenmesi ve bu inceleme sonuçlarına bağlı olarak güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden yapılması;
 Ulusal afet yönetimi çalışmalarının desteklenmesi;
 Kültürel ve tarihi miras kapsamındaki binaların envanterinin çıkarılması, sismik risk değerlendirmelerinin yapılması ve projelendirilmesi ile imar ve yapı mevzuatının daha etkin uygulanabilmesine yönelik destekleyici önlemler alınarak, İstanbul’un muhtemel bir depreme karşı hazırlıklı olması amaçlanmaktadır.
İlk baskısı 1992 yılında 1/1.000.000 ölçekli olarak Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Türkiye Diri Fay Haritası; ülkemiz ve yakın çevresinin güncel tektoniği ve depremselliği üzerine yapılan çok sayıdaki bilimsel araştırma ve deprem tehlikesinin belirlenmesi çalışmalarında temel başvuru kaynaklarından birisi olmuştur. Deprem afeti etkisinin azaltılması çalışmalarında ayrıntılı fay bilgilerine olan ihtiyacın artması haritanın yenilenmesini zorunlu hale getirmiştir
Bu ihtiyacı karşılamak üzere MTA Genel Müdürlüğü 2004 yılında, Türkiye Diri Fay Haritasının Yenilenmesi ve Diri Fay Veri Tabanının Oluşturulması amacıyla bir proje başlatmıştır. Arazi çalışmaları 2004-2011 yılları arasında sekiz yılda tamamlanan bu araştırma programı kapsamında ülkenin kara alanlarının tamamı son yirmi yılda kazanılan bilgi birikimi ve gelişen teknoloji kullanılarak incelenmiş ve yeni diri fay haritaları hazırlanmıştır. Bu yenileme çalışmasında yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ve hava fotoğraflarından yararlanılmış, tüm faylar arazide incelenmiş ve haritalanmıştır.
Proje kapsamında diri faylar dört alt sınıfa ayrılarak haritalanmış ve her fay bir kimlik numarası ile tanımlanmıştır. Belirlenen tekçe fay veya çok segmentli fay zonu sayısı 326’dır. Çok segmentli faylarla birlikte değerlendirildiğinde, 485 diri fay veya fay segmentinin M:5,5 ve üzeri büyüklükte deprem üretebilecek boyutta olduğu tespit edilmiştir.
Ülkemizde depremlerden sonra ikinci derece doğa afetine neden olan heyelanların alansal dağılımlarının ortaya konulması amacıyla MTA Genel Müdürlüğü Türkiye Heyelan Envanteri Haritası Projesi 1997 yılında başlatmış ve 2008 yılında tamamlanmıştır. Projede heyelanlar hareket tipleri (sadece kayma ve akma), aktivite durumları (aktif ve aktif olmayan) ve görece derinlikleri (sığ: d≤5m ve derin: d>5m) gibi öznitelik değerleri göz önünde bulundurularak Coğrafi Bilgi Sistemleri ortamında sayısallaştırılmış ve arşivlenmiştir.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
30
Sivil Savunma Haber Alma, Yayma, İkaz ve Alarm Sistemi Projesi; Bu projenin amacı hava saldırıları veya afetler nedeniyle kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer madde üreten, depolayan veya bu maddelerle çalışan tesislerde meydana gelecek kaza durumlarında, kurumların ve halkın önceden uyarılarak gerekli önlemleri almasını sağlamak, can ve mal kayıplarının en aza indirmektir.
Okul Tabanlı Afet Eğitim Projesi; MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) işbirliğinde yürütülmekte olan projenin genel amacı, ülke genelinde ilk ve ortaöğretimde afetler ve afet risk yönetimi konusunda bilgi ve farkındalığın geliştirilmesi ve okul afet yönetimi kapasitesinin güçlendirilmesidir.
11. ULUSAL DEPREM STRATEJİSİ VE EYLEM PLANI: 2012-2023
Ülkemizde 1950’1i yıllardan sonra yaşanan hızlı göç ve denetimsiz kentleşme ve yapılaşmanın yanı sıra, hızla gelişen sanayi süreçleri, kentlerimizin başta depremler olmak üzere tüm doğal, teknolojik, çevresel ve insan kaynaklı tehlikelere karşı dirençsiz ve savunmasız bir biçimde büyümesine neden olmuştur.
Özellikle 1999 yılında yaşanan Kocaeli ve Düzce depremleri sırasında meydana gelen çok önemli düzeydeki can ve mal kayıpları ile ekonomik, sosyal ve çevresel zararların gerçekleşmesi, geleneksel yara sarma yaklaşımı yerine olası zarar azaltma (risk azaltma) çalışmalarının ön plana çıkmasına neden olmuştur. Bu nedenle deprem riskini azaltmada ve depremle baş edebilmede hazırlıklı ve dirençli bir toplum yaratılması, bu amaca yönelik kurumsal alt yapının oluşturulması ve konuyla ilgili ARGE faaliyetlerinin önceliklerinin belirlenmesi amacıyla ilk kez “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı” hazırlanmıştır. Bu planın ana amacı, “depremlerin neden olabilecekleri fiziksel, ekonomik, sosyal, çevresel ve politik zarar ve kayıpları önlemek veya etkilerini azaltmak ve depreme dirençli, güvenli, hazırlıklı ve sürdürülebilir yeni yaşam çevreleri oluşturmaktır.”
Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığı bünyesinde yer alan Deprem Danışma Kurulu (DDK) tarafından depremden korunmak, deprem zararlarını azaltmak, deprem sonrası yapılacak faaliyetler hakkında öneriler sunmak ve depremle ilgili araştırmalar için politikaları ve öncelikleri belirlemek amacıyla 2010 yılı içerisinde “Deprem Stratejisi Geliştirme Çalışması” ” süreci başlatılmıştır. Bu süreç kapsamında, DDK üyelerinin yanı sıra, bu üyelerce davet edilmiş uzmanların da katılımıyla aşağıda belirtilen alt çalışma komisyonları oluşturulmuştur.
Komisyon A: Deprem bilgi alt yapısına yönelik araştırmalar alt çalışma komisyonu.
Komisyon B: Deprem tehlike analizleri ve haritaları alt çalışma komisyonu.
Komisyon C: Deprem sakınım planları (senaryo-risk analizleri) alt çalışma komisyonu.
Komisyon D: Deprem güvenli yerleşme ve yapılaşma alt çalışma komisyonu.
Komisyon E: Eğitim ve halkın bilinçlendirilmesi alt çalışma komisyonu.
Komisyon F: Tarih ve kültür mirasının depremden korunması alt çalışma komisyonu.
Komisyon G: Mevzuat geliştirme ve finansal düzenlemeler alt çalışma komisyonu.
Komisyon H: Kriz yönetimi alt çalışma komisyonu.
Alt Komisyon tarafından hazırlanmış olan bu taslak “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı-2023” (UDSEP-2023)’ ün hazırlanması sırasında, alt çalışma komisyonlarına ait raporların içeriği ile KENTGES stratejisi ve eylem planı ve diğer ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşların deprem ve diğer afetlere yönelik planlanmış hedef ve stratejileri esas alınmıştır. Bu yaklaşımla bütünleşik Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı taslağı oluşturulmuştur. UDSEP’in ileri ki bölümlerinde verilen hedef, strateji ve eylemler aşağıda belirtilen üç ana eksende gruplandırılmıştır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
31
1) Depremleri öğrenmek,
2) Deprem güvenli yerleşme ve yapılaşma,
3) Depremlerin etkileriyle baş edebilmek.
Eksenler, Hedefler, Stratejiler ve Eylemler; Eylem tablolarında yapılan kısaltmalar ve açıklamalar aşağıda verilmiştir.
Sorumlu Kuruluş: Eylemin gerçekleştirilmesi için gerekli alt yapıyı ve/veya işbirliği ve koordinasyonu sağlayacak görevli kuruluş
İlgili Kuruluş: Sorumlu kuruluşun eylemi gerçekleştirmek üzere çalışmaya davet ettiği ve çalışmayı işbirliği ve koordinasyon içerisinde birlikte yürüttüğü kurum ve kuruluşlar,
Gerçekleşme dönemi: Eylemin hazırlık ve gerçekleşmesi için öngörülen zaman dilimi.
Eksen A: Depremleri Öğrenmek
Hedef A.1: Deprem Bilgi Altyapısının Geliştirilmesi
STRATEJİ A.1.1. Deprem bilgi altyapısı konusundaki AR-GE çalışmalarının koordinasyonu sağlanacak ve öncelikli AR-GE alanları belirlenerek desteklenecektir.
Eylem A.1.1 Araştırıcı ve destekleyici kuruluşların katılımı ile oluşturulacak bir bilimsel koordinasyon kurulunun desteğinde deprem konusuyla ilgili araştırmalarda öncelikli alanlar belirlenecek ve bu alanlarda çok disiplinli ve güdümlü araştırma projeleri geliştirilecektir.
Eylem A.1.2. Yer kabuğunun yapısı ve jeodinamik evriminin anlaşılması yönündeki çalışmalara devam edilecektir.
Eylem A.1.3. Kabuk kırılma süreçleri ve deprem dalgalarının yayılım özellikleri konusundaki araştırmalar desteklenecektir.
Eylem A.1.4. Deprem öncesi, anı ve sonrasında fay zonlarındaki yerkabuğu deformasyonları ulusal ve yerel jeodezik ağlarla sürekli olarak izlenecek ve modellenecektir.
Eylem A.1.5. Depremlerin çok disiplinli ve sistematik araştırmalarla izlenmelerine devam edilecek ve bu çalışmaların sürekli kılınması sağlanacaktır.
STRATEJİ A.2. Deprem Bilgi Bankası kurulacak ve işlevi sürekli kılınacaktır.
Eylem A.2.1. AR-GE çalışması yürüten kurum ve kuruluşlardan sağlanacak deprem konusundaki bilgi, veri ve raporlar derlenecektir.
Eylem A.2.2. Deprem Bilgi Bankası kurulacak ve işlevi sürekli kılınarak, deprem verileri uluslararası standartlara uygun yöntemlerle işlenecek, belirli bir formatta depolanacak ve çok paydaşlı kullanıcılara tek merkezden dağıtılacaktır.
Eylem A.2.3. Tarihsel ve aletsel dönemlere ait deprem katalogları belirli standartlara uygun olarak güncellenecektir.
STRATEJİ A.3. Deprem gözlem ağları geliştirilecektir.
Eylem A.3.1. Ülke ölçeğinde zayıf ve kuvvetli deprem gözlem ağları amaç, konum, nicelik ve nitelik açısından gözden geçirilecek ve geliştirilecektir.
Eylem A.3.2. Ulusal veya yerel ölçekte zayıf ve kuvvetli gözlem ağları işleten kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon sağlanarak ortak işletim ve paylaşım esasları belirlenecektir.
STRATEJİ A.4. Ulusal deprem ön hasar tahmini ve erken uyarı sistemi geliştirilecektir.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
32
Eylem A.4.1. Depremlerin meydana getirdiği hasarların tahmini için analiz ve değerlendirme yapabilen bir sistem geliştirilecektir.
Eylem A.4.2. Bu çalışmalarda kullanılacak yeni verilerin yanı sıra, uydu görüntüleri ve coğrafi bilgi sistemlerinden elde edilen verilerin de sistemle bütünleştirilmesi sağlanacaktır.
Eylem A.4.3. Kurulacak hasar tahmin ve erken uyarı sistemlerinin İl Afet ve Acil Durum Müdürlükleri tarafından da kullanımı sağlanacaktır.
STRATEJİ A.5. Deprem etkinliği değerlendirilerek yönetimler ile kamu otoriteleri tek merkezden bilgilendirilecektir.
Eylem A.5.1. Çok paydaşlı ve çok disiplinli ortak çalışma gurupları oluşturulacak ve çalışma esasları belirlenecektir.
Eylem A.5.2. Çalışmalarda kullanılacak yöntem, araç-gereç, değerlendirme ve ilgilileri bilgilendirme esasları belirlenecektir.
STRATEJİ A.6. Başta depremler olmak üzere tüm afetler öncesi ve sonrasında yaşanan bilgi kirliliğinin önlenmesi ve toplumun doğru olarak bilgilendirilmesi sağlanacaktır.
Eylem A.6.1. Depremlerde bilim insanları ve araştırmacılar arasında halkı olumsuz olarak etkileyen tartışmaları açıklayabilmek için deprem tahmini, kestirim alanında bilim etiği geliştirilecek ve medya aracılığı ile yaygınlaştırılacaktır.
Eylem A.6.2. Afet sonrasında çok önemli olan basın ve halkla ilişkiler konularında yeni yaklaşım ve yöntemler gerçekleştirilecek, bu konuda medya yetkilileri ve habercilerin eğitilmesi ile ilgili çalışma başlatılacaktır.
STRATEJİ A.7. Tsunami erken uyarı sistemi kurulacak ve diğer ülkelerdeki sistemlerle uyumu sağlanacaktır.
Eylem A.7.1. Tsunami risk modelleri yapılacak ve kayıp senaryoları geliştirilecektir. Tsunami erken uyarı sistemi ile elde edilecek verilerin kullanımıyla tsunami risk modellerinin yapılıp kayıp senaryolarının geliştirilmesi, deprem bilgi alt yapısının geliştirilmesinin yanı sıra, zarar azaltma çalışmaları açısından da yararlı olacaktır.
Eylem A.7.2. Deniz seviyesi ölçüm ağı geliştirilecek ve seviye ölçümleri yapılacaktır.
Eylem A.7.3. Sistemin etkin çalışabilmesi için gerekli olan sismik ve jeofizik ölçüm ve araştırmalar tamamlanacaktır.
Eylem A.7.4. Erken uyarı yapılacak ve konuyla ilgili farkındalık oluşturulacaktır.
Hedef A.2: Deprem Tehlike Analizleri ve Tehlike Haritalarının Geliştirilmesi
Ülke, bölge ve yerel ölçeklerde deprem tehlikesinin doğru olarak tamamlanması, diri fayların neden olacağı depremlerin ne büyüklükte, ne zaman, ne sıklıkta ve nerede gerçekleşme olasılıkların olduğunun, deprem yer hareketinin nasıl azaldığının ve yerel zemin yapısının yer hareketini nasıl etkilediğinin bilinmesine bağlıdır. Deprem tehlikesinin neden olacağı riski belirlemenin ilk adımı ülke, bölge ve yerel ölçeklerde tehlikenin güvenilir olarak belirlenmesi ile başlamaktadır. Bu aşamadan sonra tehlikeye maruz değerler ile bu değerlerin farklı büyüklüklerdeki depremler karşısındaki zarar görebilirlikleri belirlenerek deprem riskleri oluşturulur ve riski tamamen ortadan kaldıracak veya uzun süreli azaltacak yaklaşım modelleri geliştirilip uygulanabilir. Bu nedenle deprem tehlike analizi ve haritalarının hazırlanması, etkili deprem afeti mücadelesinin temel adımı olmaktadır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
33
STRATEJİ A.2.1. Bölgesel ve yerel deprem tehlike haritaları için altlık oluşturmaya yönelik çalışmalar yapılacak ve tehlike haritaları hazırlanacaktır
Eylem A.2.1.1. Bölgeler için büyük ölçekli (1 /250.000) diri fay haritaları ve sismotektonik haritalar hazırlanacak, ayrıca faylarla ilgili bilgiler ve güncel veriler uygun istatistiksel yöntemlerle coğrafi bilgi sistemi bazında hücresel olarak hesaplanacaktır.
Eylem A.2.1.2. Bazı diri fay parametrelerini elde edebilmek amacıyla faylardaki kayma hızları jeodezik yöntemlerle elde edilecektir.
Eylem A.2.1.3. Gereksinim duyulan alanlarda paleosismoloji çalışmaları yapılacaktır.
Eylem A.2.1.4. Deprem kaynaklı hasar verici zemin davranışlarından biri olan sıvılaşma açısından jeolojik-jeomorfolojik ölçütlere dayalı bölgesel ölçekte sıvılaşma potansiyeli haritaları hazırlanacaktır.
Eylem A.2.1.5. Kritik yerleşimlerde zemin büyütmesi ve hız değişimi davranışları ile bunlara bağlı zemin-yapı etkileşimi konularında mevcut bilgilerin yanı sıra, yeni çalışmalar yapılarak veri mekansal planlama açısından değerlendirilecektir.
Eylem A.2.1.6. Mikrobölgeleme haritalarından mekan planlaması çalışmalarında nasıl yararlanılabileceği konusunda ilke, yöntem ve uygulama esasları belirlenecek ve yerel yönetimler için yol gösterici kılavuz niteliğindeki yayınlarla birlikte örnek mikrobölgeleme haritaları hazırlanıp, mekansal planlamaya temel girdi sağlanacaktır.
Eylem A.2.1.7. Öncelikle deprem açısından en duyarlı yerleşimlerden başlanarak, bölgesel ve yerel ölçekte deprem tehlike haritaları hazırlanacak ve bu çalışmalar öncelikli olarak desteklenecektir.
STRATEJİ A.2.2. Deprem risk analizleri ve deprem senaryolarının esasları belirlenecektir.
Eylem A.2.2.1. Yerel ölçeklerde deprem ve depremin zincirleme etkileri ile oluşabilecek risklerin analizi, değerlendirilmesi ve azaltılması konusunda ilke, yöntem ve uygulama esasları belirlenecek ve yerel yönetimler için yol gösterici kılavuz yayınlar hazırlanacaktır.
Eylem A.2.2.2. Deprem kayıplarının tahmini ve deprem senaryolarının hazırlanma esasları belirlenecek ve ülke genelinde yaygınlaştırılacaktır.
Eylem A.2.2.3. Deprem riskinin azaltılmasıyla ilgili süreçlere yönelik risk azaltma strateji veya sakınım planları hazırlanacaktır.
Eylem A.2.2.4. Depremlere duyarlı kentsel ve kırsal alanlarda pilot yerleşim merkezleri kurularak risk azaltma planları uygulamaya geçirilecektir.
11.3. Eksen B: Deprem Güvenli Yerleşme ve Yapılaşma
Hedef B.1. Deprem Güvenli Yerleşme ve Depreme Dayanıklı Yapılaşmanın Sağlanması
Daha güvenli ve yaşanabilir yerleşim yerleri ve yapıların ·oluşturulması deprem risk yönetiminin temel amaçlarındandır. Bunu sağlamanın en etkin yolu; yerleşim planlarında ana riskleri göz önüne alarak gerekli düzenlemeleri yapmak, yeni yapılacak yapılar için “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkındaki Yönetmelik” ve ilgili diğer yönetmelikleri ödünsüz şekilde uygulamak, mevcut yerleşim ve yapıların ise risklerini belirleyip depreme daha dayanıklı hale getirmek için gerekli çalışmaları yapmaktan geçer.
STRATEJİ B.1.1. Planlama, çevre ve şehircilik çalışmalarında deprem tehlike ve risklerini esas alan yöntemlere önem ve öncelik verilecektir.
Eylem B.1.1.1. Kalkınma ajansları, sorumluluk alanları içerisindeki deprem tehlike ve risklerini dikkate alacak ve bu riskleri arttırmayacak veya azaltacak yönde faaliyet yürüteceklerdir.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
34
Eylem B.1.1.2. İl Özel İdareleri, il gelişme ile çevre düzeni planlarının hazırlanması öncesinde ilin tehlike ve risklerini belirleyerek risk azaltma strateji planlarını geliştirecek ve bu planlarla çevre ve gelişme planlarının uyumunu sağlayacaklardır.
STRATEJİ B.1.2. Başta okul ve hastaneler olmak üzere, Türkiye’deki bina envanteri çıkarılacak ve mevcut yapılar hasar görebilirlikleri ve riskleri esas alınarak gruplandırılacaktır.
Eylem B.1.2.1. Başta okul ve hastaneler olmak üzere, mevcut binaların sayısı ve tipolojisi belirlenecek, ayrıca bina kimlik sisteminin geliştirilmesine çalışılacaktır.
Eylem B.1.2.2. Başta okul ve hastaneler olmak üzere, mevcut binaların hasar görebilirlikleri ve bunlarla ilgili metodolojiler belirlenecektir. Kentsel ölçekte deprem hasarı tahmin yöntemlerinin geliştirilmesi, deprem güvenli yerleşim ve yapılaşma açısından gerçekleştirilmesi gereken bir çalışmadır.
Eylem B.1.2.3. Başta okul ve hastaneler olmak üzere, mevcut binaların deprem risk gruplaması tamamlanacaktır.
Eylem B.1.2.4. Eğitim tesislerinin güçlendirme çalışmalarına öncelik verilerek devam eden çalışmalar hızlandırılacaktır.
Eylem B.1.2.5. Mevcut binaların yapım koşulları esas alınarak kentsel ölçekte deprem hasarı tahmin yöntemleri geliştirilecek ve deprem sonrası toplanan veri esas alınarak tekrar değerlendirilip hasar tahmin yöntemleri güncellenecektir.
STRATEJİ B.1.3. Depreme dayanıklı binaların tasarım, malzeme ve standartlarını içeren çalışmalar desteklenecektir.
Eylem B.1.3.1. Depreme dayanıklı bina tasarımına ve yapımına ilişkin öncelikler belirlenecek ve konuyla ilgili projelerin geliştirilmesi teşvik edilecek ve desteklenecektir.
STRATEJİ B.1.4. Mevcut deprem mühendisliği laboratuvarlarının daha etkin ve herkese açık şekilde hizmet verebilmesi için koordineli bir sistem kurulacaktır
.
Eylem B.1.4.1. Deprem mühendisliği alanında çalışan üniversitelerin katılımıyla bir konsorsiyum oluşturulacaktır.
Eylem B.1.4.2. Mevcut Deprem Mühendisliği Laboratuvarlarının gereksinimleri belirlenerek eksik alt yapı giderilecektir.
STRATEJİ B.1.5. Mevcut deprem yönetmeliği Eurocode da gözetilerek güncelleştirilecek ve geliştirilecektir.
Eylem B.1.5.1. Deprem yönetmeliğini güncelleştirip geliştirmek üzere kurulacak komisyonun çalışmaları sürekli kılınacaktır.
STRATEJİ B.1.6. Köprü, viyadük ve ulaşım sistemlerinin yanı sıra, hayati öneme sahip gömülü ve yüzeydeki dağıtım sistemleri (boru, doğal gaz hattı, elektrik, iletişim vd.) ile ilgili olarak Türkiye’deki inşaat teknolojisini ve uygulamalarını esas alan deprem güvenliğini belirleme ve yapıları güçlendirme yöntemleri geliştirilecek, standart hale getirilecek ve uygulaması sağlanacaktır.
Eylem B.1.6.1. Araştırıcı, uygulayıcı ve destekleyici kurum ve kuruluşların yetkililerinden oluşan bir koordinasyon kurulu kurulacaktır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
35
Eylem B.1.6.2. Koordinasyon kurulunun önerileri ve desteği doğrultusunda güdümlü AR-GE projeleri oluşturulacaktır.
Eylem B.1.6.3. Ulaşım sistemleri ve önemli ulaşım tesislerinin depremlere dirençli bir şekilde projelendirilmesi, bakımı ve denetimi için düzenlemeler yapılacaktır. KENTGES kapsamında da ele alman bu eylemle, ulaşım sistemleri ve önemli ulaşım tesislerinin depremlere karşı dirençli bir biçimde inşası, bakım ve denetimi için gerekli yönetmelik ve uygulamaların geliştirilmesi gerekmektedir.
Eylem B.1.6.4. Gömülü konumdaki ve yüzeydeki su, atık su, elektrik, iletişim, doğal gaz hattı gibi hayati öneme sahip sistemlerin deprem güvenlikleri değerlendirilerek öngörülen düzeye çıkarılacaktır.
STRATEJİ B.1.7. İnşaat sektöründe çalışan personelin hizmet içi eğitimi sağlanacaktır.
Eylem B.1.7.1. Üniversitelerde daha nitelikli, kaliteli, verimli ve uygulamaya yönelik mühendislik ve mimarlık eğitiminin verilmesi sağlanacaktır.
Eylem B.1.7.2. Meslek içi eğitim faaliyetleri geliştirilecek ve desteklenecektir.
Eylem B.1.7.3. Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır.
Eylem B.1.7.4. İnşaat sektöründe çalışan işçi, kalfa ve ustaların eğitimi ve belgelendirilmesi çalışmaları geliştirilecek ve sektörde belgesiz insanların çalıştırılması önlenecektir.
Eylem B.1.7.5. Mesleki sorumluluk sigortasının yaygınlaştırılması sağlanacaktır.
11.3.1.2. HEDEF : TARİH VE KÜLTÜR MİRASININ DEPREMLERDEN KORUNMASI
Büyük bir bölümü yığma, ahşap veya bunların karışımından oluşan mevcut tarihi yapıların envanterinin çıkarılması, deprem güvenliklerinin belirlenmesi ve yeterli güvenliğe sahip olmayan yapıların tarihi özelliklerini de koruyacak şekilde güçlendirilmelerini öngören güçlendirme tekniklerinin geliştirilmesi ile onarım ve güçlendirme uygulamalarında uyulması gereken uluslararası kurallar ile tasarım ve imalat esaslarının belirlenmesinin hedeflenmesi gerekmektedir.
STRATEJİ B.2.1. Tarihi yapıların deprem güvenliklerinin belirlenmesine ve güçlendirilmelerine yönelik teknik bilgilerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması sağlanacaktır.
Eylem B.2.1.1. Deprem bölgelerinde yer alan tarihi yapıların envanteri çıkarılarak önem ve öncelik dereceleri belirlenecektir.
Eylem B.2.1.2. Tarihi yapıların düşey yükler ve deprem etkileri altında taşıyıcı sistem güvenlikleri belirlenecektir.
Eylem B.2.1.3. Yeterli güvenliğe sahip olmadığı belirlenen yapılar için güçlendirme yöntemleri geliştirilecektir.
Eylem B.2.1.4. Tarihi yapıların onarım ve güçlendirme uygulamalarında uyulması gereken uluslararası kurallara uygun olarak yöntem, tasarım ve imalat esasları oluşturulacak ve geliştirilecektir.
Eylem B.2.1.5. Müzeler içerisindeki eserlerin depremlere karşı hasar görebilirliğini azaltmaya yönelik yöntemler geliştirilecektir.
Eksen C: Depremlerin Etkileriyle Başedebilmek
HEDEF C.1: Depremlere ve Diğer Afetlere İlişkin Eğitim Ve Halkın Bilinçlendirilmesi Faaliyetlerinin Geliştirilmesi
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
36
STRATEJİ C.1.1. Afet ve Acil Durum yönetimi ile ilgilenen yöneticilerin ve karar vericilerin fikir ve dil birliğine varması sağlanacaktır.
Eylem C.1.1.1. Koordinasyon ve dil birliği sağlanacaktır.
Eylem C.1.1.2. Mülki idare amirleri başta olmak üzere, yerel yöneticilerin hizmet içi eğitimlerine Afet ve Acil Durum Yönetimi dersleri konulacaktır.
STRATEJİ C.1.2. Uzman afet yöneticilerinin sayısının arttırılması ve afet yönetimi eğitiminin geliştirilmesi sağlanacaktır.
Eylem C.1.2.1. Alt yapısı güçlü üniversitelerde deprem çalışmaları konusunda çok disiplinli lisansüstü programları açılacak ve bu programlardan mezun olanlara konuyla ilgili kurum ve kuruluşların personel alımlarında öncelik verilecektir.
Eylem C.1.2.2. Uzaktan eğitim ve lisans programları aracılığıyla yöneticilere verilecek afet yönetimine yönelik yüksek lisans, doktora ve sertifika programları arttırılacaktır.
Eylem C.1.2.3. Afet ve Acil Durum eğitimi konuları gözden geçirilecek ve hizmet içi eğitimlerde ilgili kurumlar tarafından bu konulara yer verilecektir.
Eylem C.1.2.4. İlk ve orta öğretimde afet ve acil durum tabanlı bazı üniteler eğitim programlarına alınacaktır.
Eylem C.1.2.5. Öğretmenlere afet ve acil durum ile afetlerden korunma hakkında eğitim verilecek ve bu eğitimler sürekli kılınacaktır.
STRATEJİ C.1.3. Büyük depremlere maruz kalan illerde deprem müzelerinin kurulması sağlanacaktır.
Eylem C.1.3.1. Deprem müzeleriyle toplumun depremlere karşı farkındalığı sağlanacaktır.
STRATEJİ C.1.4. Afet Gönüllülük Sistemi kurulacaktır.
Eylem C.1.4.1. Mevcut yasalar taranarak afet gönüllülüğü kavramı ve iş tanımları konusundaki tekrar ve/veya eksiklikler giderilecektir.
Eylem C.1.4.2. Kamu kurum ve kuruluşlarında afet gönüllülüğünü teşvik için gerekli yönetmelik ve genelgeler hazırlanacaktır.
Eylem C.1.4.3. Gönüllü kurum ve kuruluşların işleyiş süreçleri tanımlanarak karar verici ve uygulayıcılar için el kitapları hazırlanacaktır.
Hedef C.2: Deprem Stratejisinin Bütüncül ve Etkin Bir Hale Getirilmesi İçin Mevzuat Düzenlemelerinin Gerçekleştirilmesi
Deprem ve afet yönetimi alanına ilişkin mevzuat hükümleri çok sayıda yasa ve yönetmelik içine dağılmıştır. Bu alandaki dağınıklığı gidermek ve mevcut yapı içinde uyum ve anlayış birlikteliği yaratmak için bir değerlendirme yapılması ve herkes tarafından kolay anlaşılabilir ve uygulanabilir bir sistemin oluşturulması gerekmektedir
.
STRATEJİ C.2.1. Afetlerle ilgili yeni yasa tasarısı hazırlanırken depremle ilgili mevcut yasaların ve yönetmeliklerin etkin şekilde kullanılması sağlanacaktır.
Eylem C.2.1.1. Depremle ilgili mevzuatlar gözden geçirilip tek bir mevzuat altında toplanacaktır.
Eylem C.2.1.2. Yapı yasası ve kentsel dönüşüm yasaları çıkartılacaktır.
STRATEJİ C.2.2. Ulusal Afet Stratejisi ve Eylem Planı’nın hazırlanması sağlanacaktır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
37
Eylem C.2.2.1. Türkiye Afet Risklerinin Azaltılması Platformu ve alt komisyonları oluşturulacaktır.
Eylem C.2.2.2. Deprem Risk Azaltım Planıyla ilgili yasal düzenlemeler yapılacaktır. KENTGES kapsamında da ele alman bu eylemle; tehlike haritalan, risk azaltma planlaması ve risk azaltma yaklaşım ve yöntemleri konularında kapsam, standartlar, sorumluluk ve yöntemler belirleyen uygulamalar için şehircilik ve planlama mevzuatında düzenlemeler yapılmasına gereksinim duyulmaktadır.
Eylem C.2.2.3. Deprem Risk Azaltım Planı el kitabı hazırlanacaktır.
STRATEJİ C.2.3. Riskli birey grupları için özel düzenleme yapılması sağlanacaktır.
Eylem C.2.3.1. Riskli birey grupları ile afet riski belirleme çabalarını birleştirecek ulusal düzeyde bir toplantı yapılarak gerekli düzenlemeler gerçekleştirilecektir. Toplumun önemli çoğunluğunu oluşturan kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler özelinde her bir grubun ayrı ayrı dikkate alınacağı çalışmaların yapılması ve bu çalışmaların sonuçlarının da afet yönetimi sisteminin içine dahil edilmesi gerekmektedir. Afetlerle baş edebilme kapasitesinin arttırılması ve zarar görebilirliğin azaltılması; kişilerin ve sosyal grupların sosyal bağları, güç ilişkileri, bilgi ve yetenekleri, toplumsal cinsiyet rolleri, sağlık ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri ve yerleşimlerinin birer fonksiyonudur. Bu süreçlerde kadınların, çocukların, yaşlıların ve engellilerin zayıf konumları da zarar görebilirlik/erini arttırıcı birer etken olarak yer almaktadır..
STRATEJİ C.2.4. Zorunlu Deprem Sigortasının yaygınlaştırılması sağlanacaktır.
Eylem C.2.4.1. 5B7 sayılı KHK’nın yasalaşması, zorunlu deprem sigortasının kontrolünde etkinliğin arttırılması, DASK’ın ve sigorta sektörünün, bilimsel çalışmalar dahil olmak üzere, depremle ilgili çalışmalarda daha çok rol alması sağlanacaktır. 5B7 sayı// KHK 1999 yılından beri yasalaştırılamamıştır. Bu durum toplumda sigortanın zorunlu olup olmadığına ilişkin algıyı olumsuz etkilemektedir. Söz konusu KHK’nm, DASK’a diğer afetler için de gerektiğinde görev verecek şekilde ve zorunlu deprem sigortasının yaptırılmasını teşvik edecek düzenlemeleri içerecek şekilde yasalaşması önem arz etmektedir. Aynca, DASK’ın ve sigorta sektörünün kendi ilgi alanlarına yönelik ve sigorta ürünlerinin teknik olarak daha sağlıklı sunulmasına yardımcı olacak araştırma ve geliştirme çalışmalarına kaynak sağlaması temin edilmelidir.
Eylem C.2.4.2. Zorunlu Deprem Sigortasının yaygınlaştırılması için tüm iletişim araçlarından yararlanılacaktır.
STRATEJİ C.2.5. Yeni bir finansman modelinin oluşturulması için çalışmaların yapılması sağlanacaktır.
Eylem C.2.5.1. Mevcut kaynakların kullanımı ve yeni model önerilerinin paylaşıldığı toplantılar düzenlenecektir.
Eylem C.2.5.2. Dünyada afetler için ayrılan finansal kaynak kullanımına ilişkin veri araştırması yapılacaktır.
Eylem C.2.5.3. Özel sektör kuruluşlarının afet yönetim sistemi içine girmelerini sağlamak için toplantılar düzenlenecek ve konunun önemi vurgulanacaktır. Başta özel sektör olmak üzere, toplumun tüm paydaşlarının afet yönetim sisteminin risk azaltma, hazırlık, müdahale, iyileştirme ve yeniden inşa gibi tüm aşamalarına etkin olarak katılımın sağlanması çağdaş bir afet yönetim sisteminin ön koşulu olmaktadır. Afetler sonrasında üretim tesislerinin süratle onarılabilmesi ve faaliyetlerinin sürdürülebilmesi, bu amaçla sigorta sisteminin de rolünün arttırılması, dirençli bir toplum oluşturmanın temel esasıdır.
Eylem C.2.5.4. Afetlerle ilgili kaynak yaratılması yöntemleri geliştirilecektir.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
38
Hedef C.3: Depremlere ve Diğer Afetlere Zamanında Hızlı Ve Etkili Olarak Müdahale Edilebilmesinin Sağlanması
KENTGES kapsamında da ele alınan bu stratejiyle; depremlere ve diğer afetlere zamanında hızlı ve etkili olarak müdahale edilebilmesi için acil durum haberleşme altyapısının güçlendirilmesi, ulaşım ve tahliye koridor/an, toplanma ve geçici barınma alanları, afet destek merkezleri ve acil durum tesisleri gibi tesislerin gerçekleştirilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.
STRATEJİ C.3.1. Afet sonrası müdahale sistemi geliştirilecektir.
Eylem C.3.1.1. Merkezi ve yerel düzeyde haberleşme, acil durum çağrı ve bilgi iletişim sistemleri alt yapısı ile acil müdahale ve yardımlar için ulaşım sistemleri geliştirilecektir.
Eylem C.3.1.2. Acil durumlarda kullanılacak sağlık tesisleri ve sosyal donatıların belirlenmesi ile ilgili çalışmalar yapılacaktır.
STRATEJİ C.3.2. Afetlerde sağlık organizasyonu güçlendirilecektir.
Eylem C.3.2.1. Tüm illerde hastane afet planlarının hazırlanması ve güncelleştirilmesi sağlanacaktır.
Eylem C.3.2.2. Tüm illerde afetlerin yol açabileceği sağlık sorunlarına zamanında, hızlı ve etkili olarak müdahale edebilmek için il sağlık afet planları geliştirilecektir.
Eylem C.3.2.3. Mobil acil müdahale ve ulaştırma birimleri geliştirilecektir.
Eylem C.3.2.4. Hastanelerin deprem güvenliklerinin arttırılmasına devam edilecektir.
STRATEJİ C.3.3. Hasar tespitlerinde bilgi paylaşımı ve işbirliği geliştirilecektir.
Eylem C.3.3.1. Kamu ve özel sektör tarafından gerçekleştirilen afet sonrası hasar tespit çalışmalarında bilgi paylaşımını ve işbirliğini sağlayacak yeni yaklaşımlar geliştirilecektir.
5902 sayılı “Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun” çerçevesinde AFAD Başkanlığı bünyesinde Deprem Danışma Kurulu kurulmuştur. Bu kurul tarafından depremden korunmak, deprem zararlarını azaltmak, deprem sonrası yapılacak faaliyetler hakkında öneriler sunmak ve depremle ilgili araştırmalar için politikaları ve öncelikleri belirlemek amacıyla bir çalışma süreci başlatılmıştır. İlgili yasa gereği Deprem Danışma Kurulu; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Temsilcisi, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye Kızılay Derneği Genel Başkanı, beş üniversite öğretim üyesi ve üç sivil toplum kuruluş temsilcilerinden oluşmaktadır.
UDSEP’in uygulama süreci ana eksen olarak, AFAD Deprem Danışma Kurulu tarafından oluşturulacak UDSEP İZLEME VE DEGERLENDİRME GRUBU tarafından yürütülecektir. Bu grup; aynı zamanda AFAD Deprem Dairesi Başkanlığı ile beraber çalışmaların koordine edilmesinden, strateji ve eylem planında yer alan sorumlu ve ilgili kuruluşlarla da toplantılar düzenleyip gerekli yönlendirmeleri yapmaktan, UDSEP’in ilke ve stratejilerini gözden geçirmek, bazı stratejilerin değiştirilmesini veya yeni stratejiler üretilmesini önermekten de sorumlu olacaktır. UDSEP-2023’ün ülke genelinde etkin olarak uygulanabilmesi için AFAD Başkanlığı konu ile ilgili yönerge veya yönetmelik yayınlamaya yetkilidir. UDSEP eylem ve faaliyetlerinin uygulaması, ‘sorumlu kuruluş’ olarak belirlenen kuruluşlar tarafından gerçekleştirilecektir.
12. TÜRKİYE AFET MÜDAHALE PLANI’NIN GENEL ÖZELLİKLERİ VE MÜDAHALE ORGANİZASYONU
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
39
Türkiye Afet Müdahale Planının (TAMP) amacı; afet ve acil durumlara ilişkin müdahale çalışmalarında görev alacak hizmet grupları ve koordinasyon birimlerine ait rolleri ve sorumlulukları tanımlamak, afet öncesi, sırası ve sonrasındaki müdahale planlamasının temel prensiplerini belirlemektir. Afet ve acil durum hizmetlerinin koordinasyonundan, eğitim politikalarının oluşturulmasından ve bu konularda mevzuat düzenlemeleri yapılmasından AFAD sorumludur.
TAMP’ının hedefleri;
Hayat kurtarmak,
Kesintiye uğrayan hayatı ve faaliyetleri en kısa sürede normale döndürmek,
Müdahale çalışmalarını hızlı ve planlı bir şekilde gerçekleştirmek,
Halk sağlığını korumak ve sürdürmek,
Mülkiyet, çevre ve kültürel mirası korumak,
Ekonomik ve sosyal kayıpları azaltmak,
İkincil afetleri önlemek ya da etkilerini azaltmak,
Kaynakların etkin kullanımını sağlamaktır
Planlama Prensipleri
1) Temel Prensipler
a) Kapsamlı olması (Hazırlık, müdahale, ön iyileştirme aşamaları),
b) Her tür ve ölçekteki tehlikeleri kapsaması,
c) Tüm ana ve destek çözüm ortaklarının rol ve sorumluluklarını içermesi,
d) Ulusal, bölgesel ve yerel afet müdahale kapasitesini anında harekete geçirmeyi esas alması
2.Tamamlayıcı Prensipler
a) Etkili planlama,
b) Esnek ve ölçeklenebilir yapı,
c) İyileştirme ve geliştirme,
d) Koordinasyon, işbirliği ve dayanışma,
e) Bilgi yönetimi ve iletişim,
f) İlgili mevzuata uygunluk
Genel olarak planlar stratejik, taktik ve operasyonel yaklaşımla hazırlanır. Stratejik planlar, kurum ve kuruluşların orta ve uzun vadeli amaçlarını, temel ilke ve politikalarını, hedef ve önceliklerini, performans ölçütlerini, hedeflerine ulaşabilmek için izlenecek eylem ve yöntemler ile kaynak dağılımını içerir. Taktik planlar; rolleri, sorumlulukları, görevleri tanımlar ve hizmet gruplarının yapacakları çalışmalar ile eylemleri ifade eder. Operasyonel planlarda ise personel, ekipman ve kaynak yönetimi gibi detaylar yer alır. TAMP, taktik yaklaşımla hazırlanmış olup afet ve acil durumlara ilişkin müdahale çalışmalarında görev alacak, hizmet grupları ve koordinasyon birimlerine ait rolleri ve sorumlulukları tanımlamaktadır.
Plan hazırlama süreci organizasyon, analiz, kapasite geliştirme ve entegrasyon süreci olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.
Organizasyon süreci;
 Hizmet grubunun oluşturulması
 Hizmet grubunun süreç analizinin yapılması
 Hizmet grubunun kendi içinde süreç analizi çerçevesinde iş bölümü yapması
 Hizmet grubu ekiplerinin kurulması
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
40
Analiz süreci;
 Hizmet grubunun kaynak-envanter tespiti
 Hizmet gruplarının birbirleri ile işbirliğinin belirlenmesi ve düzenlenmesi
 Hizmet grubu saha destek ekiplerinin intikal planlaması
 Hizmet grubu destek kaynaklarını intikal planlaması
 Hizmet grubu 0. dakika planlaması
 Hizmet grubu acil durum irtibat numaralarının tespiti
 Bakanlıkların afet ve acil durum yönetim merkezlerinin teşkili
 Hizmet grubunun raporlama ve haberleşme usullerinin tespiti
Kapasite geliştirme;
 Senaryo çalışması:
 Kapasite geliştirme kararları:
 Finansman temini:
 Organizasyon ve analiz süreçleri sonrası planların kâğıda dökülmesi.
Entegrasyon süreci;
 Tüm hizmet grupları planlarının bütünleştirilmesi
 Ulusal düzey hizmet grubu sorumlusu bakanlığın yerel teşkilatları tarafından hazırlanacak operasyonel planların il afet müdahale planlarına entegrasyonu,
 İhtiyaç duyulan konularda mevzuat değişikliği için yapılacak çalışmalar,
 Hizmet gruplarının personel, haberleşme, mesaj, bilgi aktarımı, raporlara ve envanterlere ulaşımı sağlayacak ortak bilgi işlem portalı hazırlanması,
 Planların eğitimi,
 Masa başı ve saha tatbikatlarının yapılması.
Etkili müdahale yönetimi; hazırlık, müdahale ve ön iyileştirme olmak üzere üç aşamadan oluşur
Hazırlık çalışmaları;
Mevcut kaynakları belirlemek,
Plan yapmak,
Organize olmak,
Alet-ekipman ve araçları hazırlamak,
Kapasite geliştirmek, yeni teknolojilerden yararlanmak
Erken uyarı sistemlerini kurmak, geliştirmek ve test etmek,
Eğitim ve tatbikatlar düzenlemek ve
Değerlendirme aşamalarından oluşur
Müdahale seviyeleri etki derecesi açısından dört gruba ayrılmıştır.
S1 >>>> Yerel imkanlar yeterlidir.
S2 >>>> Destek illerin takviyesine ihtiyaç vardır.
S3 >>>> Ulusal desteğe ihtiyaç vardır.
S4 >>>> Uluslar arası desteğe ihtiyaç vardır.
Yerel düzeyde Seviye 1 ve Seviye 2 için müdahale çalışmaları vali veya vali adına İAADYM’ den sorumlu vali yardımcısı tarafından yürütülür. Kurulan servislerde vali yardımcıları servis koordinatörü olarak görev yapar.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
41
Seviye 3 ve Seviye 4’te müdahale çalışmaları vali tarafından yürütülür. Seviye 3 ve 4 için destek il gruplarındaki hizmet grupları; AFAD saha destek personeli, ulusal düzey hizmet gruplarının saha destek ekipleri, Kızılay, Gençlik ve Spor Bakanlığı Afet ve Rehabilitasyon Gönüllüleri, Türkiye İş Kurumu tarafından temin edilen işçiler ve STK’lar yapılan planlamalar ve afete hazırlık protokolleri doğrultusunda afet bölgesinde ivedilikle yerlerini alarak çalışmalara destek olur.
Afet ve Acil Durum Yüksek Kurulu; bakanlardan
Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu; müsteşarlardan oluşur.
* Koordinasyon ekiplerinin teşkili: Hizmet grubunun planladığı çalışmaların afet anında hayata geçirilmesini sağlamak üzere bakanlık afet ve acil durum yönetim merkezini yönetecek idari ekip olup hizmet grubunun ana çözüm ortağı ve destek çözüm ortaklarının katılımı ile oluşturulan ve süreci yönetecek ekiptir.
* Saha destek ekiplerinin teşkili: İlk anda afet bölgesine giderek bölgede kurulan hizmet grubuna destek olacak daha çok uzman personelden oluşturulan ekiplerdir. Saha destek ekipleri, hizmet grubunda yer alan bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatındaki personelden oluşturulur.
Ulusal Düzeyde Müdahale Yönetimi; Minimum hiyerarşi, maksimum etkinlik, olay türü ve boyutuna göre modüler yapıya sahip müdahale organizasyonunda, operasyon servisi, bilgi ve planlama servisi, lojistik ve bakım servisi, finans ve idari işler servisi olmak üzere dört servis;
Operasyon Servisi, Bilgi ve Planlama Servisi, Lojistik ve Bakım Servisi, Finans ve İdari İşler Servisi
13. YEREL YÖNETİMLER VE AFET
Türkiye’de afet yönetimi konusunda merkezi idarenin neredeyse bütün yetkileri elinde topladığı görülmektedir. Afet mevzuatında yerel yönetimlere afete hazırlık, afet planlaması, afete müdahale gibi konularda yardımcı bir kuruluş olarak rol biçilmiştir. Afetle ilgili yetkiler “yetki genişliği” ilkesi çerçevesinde merkezi idarenin taşradaki temsilcileri olan vali ve kaymakamlara kullandırılmıştır. Yerel yönetim birimleri için afetten sonra en önemli konu İller Bankasından alacakları payların miktarının ne olacağının bilinmesidir. Afet yönetiminin en önemli unsurlarından biri yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimlerin afete ilişkin en önemli yetkileri imara ilişkin olanlarıdır.
Yerel Yönetim birimlerinin afetlerle ilgili görevlerine baktığımızda; Türkiye’de yerel yönetim birimleri, il özel idareleri, büyükşehir belediyeleri, belediyeler (ilçe belediyeleri, alt kademe belediyeleri ile diğer belediyeler) ve köylerden oluşmaktadır.
İl özel idareleri, 1913 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayet Kanun-u Muvakkati ile kurulmuş, görev ve sorumlukları da bu yasaya göre tanımlanmış yerel yönetim birimleridir. İl Özel İdareleri; “mahalli müşterek nitelikteki her türlü imar, bayındırlık, afet, acil yardım ve kurtarma konularında” görevli ve yetkili sayılmışlardır. Acil durum planlaması başlıklı 56. maddesinde; “İl özel idaresi”nin, yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla ilin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum planlarını yapar, ekip ve donanımı hazırlar.
1984 yılında çıkartılan 3030 sayılı yasa ile yerel yönetim sistemine büyük şehir belediyesi adıyla yeni bir birim daha katılmıştır. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesinin (b) fıkrasında, Büyükşehir Belediyelerinin imar ve planlamayla ilgili görevleri; “Çevre düzeni planına
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
42
uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar planını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak. İl düzeyinde yapılan planlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili planlamaları ve diğer hazırlıkları Büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek; patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek, konut, işyeri, eğlence yeri, fabrika ve sanayi kuruluşları ile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği izin ve ruhsatları vermek”, (z) fıkrasında da “afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak” görevleri Büyükşehir Belediyelerine verilmiştir.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunun 7 inci maddesi il düzeyinde yapılan plânlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili plânlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek; patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek, konut, işyeri, eğlence yeri, fabrika ve sanayi kuruluşları ile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği izin ve ruhsatları vermek görevini büyükşehir belediyelerine vermiş, afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak görevinden açıkça söz etmiştir.
Belediyelerin imar yetkilerini afet bağlamında değerlendirme ayrı ve geniş bir çalışmanın konusu olmakla birlikte 5216 sayılı Kanunla büyükşehir belediyelerine verilen ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını denetleme yetkisinin önemini vurgulamakta yarar görüyorum. Büyükşehir ölçeğinde planlamayı gerektiren bu yaklaşım özellikle küçük ölçekli belediyelerin imar uygulamalarındaki yetersizliklerinden yararlanarak rant kaygısıyla yapılacak sağlıksız yapıların önüne geçmeyi sağlayabilecek önemdedir. Kanuna göre denetim sonucunda belirlenen eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için ilgili belediyeye üç ayı geçmemek üzere süre verilir. Bu süre içinde eksiklik ve aykırılıklar giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi eksiklik ve aykırılıkları gidermeye yetkilidir.
Yerel yönetim hiyerarşisinin en alt basamağında köyler yer alır.1924 tarihli Köy Kanunu ile köy muhtarlıklarına tüzel kişilik tanınmıştır. Örneğin köylerde imarla ilgili işlerin yaptırılması (içme suyu getirmek, köy yolu, köy camii, köy konuk odası yapmak, taşınmaz malların tescilini sağlamak gibi) görevleri köy idaresine (muhtar ve ihtiyar heyeti) verilmiştir.
Deprem değil, kötü bina öldürür” diye bir söz vardır. Ülkemizde can ve mal kayıplarının en büyük sebebi binalardır. Japonya’daki Kobe depreminde ölümlerin en büyük sebebi de (% 83.9) binaların yıkılmasıdır. Binaların yaş haritaları ile kat yükseklik haritaları çıkarılmalıdır. Çünkü deprem veya diğer afetlerde yüksek katlı binalar daha fazla can ve mal kaybına yol açmaktadır. Bu konuda merkezi idare belediyeleri desteklemelidir. Afet zararlarını azaltmak amacıyla mahalle düzeyinde bilinçlendirme, halk arasında işbirliğini artırma ve mücadele etme amacıyla 2007 yılında, merkezi İstanbul’da olan “Mahalle Afet Gönüllüleri Vakfı” kurulmuştur. Bu vakfın, İstanbul ve civarında mahallede, 2699 mahalle afet gönüllüsü bulunmaktadır.
Belediyelerin büyüklükleri, faaliyetlerinin kapsamı ve kaynakları farklılık göstermekle birlikte, en küçük belediye biriminde bile imar, iskan ve yatırım hizmetleri, şantiye hizmetleri, iş makineleri ve tamir atölyesi hizmetleri verilmektedir. Bu hizmetler ise afet risk (zarar) azaltma çalışmalarının belkemiğini oluşturmaktadır. Belediyeler ve İl Özel İdareleri hizmet ve görev alanları bakımından Afet Risk Yönetiminin temel uygulayıcılarıdır. Afet risk analizi, özellikle imar, iskan ve yatırım hizmetlerinin güvenli biçimde yerine getirilmesinin ön koşuludur.
Yerel Zarar Azaltma Planı hazırlanırken,
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
43
 Altyapının iyileştirilmesi
 İletişim yönetimi
 Toplumsal kapasite geliştirme
 Entegrasyon
Belediyelerimiz ellerindeki mevcut yetkileri kullanarak (imar kanunu ve yeni belediye yasalarının verdiği yetkiler) afet risklerinin azaltılmasında önemli katkılar sağlayabilirler. Ancak imkânları kısıtlı olan yerel yönetimlere, afet risk yönetimi çalışmalarını sürdürmeleri için görev, yetki ve sorumluluk verilmeli; idari yapılanma, mali kaynak, eğitim ve teknik yardım desteği sağlanmalıdır. Belediyeler bu görevinde başarılı olabilmek için üç tür desteğe gereksinim duyacaktır .

Kaynak Destekleri (Deprem sigortası kaynakları kullanılabilir ve başarılı uygulama projeleri merkezi yönetim tarafından ödüllendirilebilir)
Yetkilendirme Destekleri (Sigorta yaptırmaya zorlama ve güçlendirme projelerine katılımı zorlama gibi)
Teknik Destekler (Coğrafi Bilgi Sistemi, uzay görüntüleri ve sayısal haritalar gibi)
Yerel yönetimlerin afet önlemlerinde önemli noktalar;
1) Afet önleme için insan yetiştirme yani eğitim,
2) Afet önleme için şehir planlaması ve depreme karşı binaların takviye edilmesi
3) Yardıma muhtaç insanlara sağlanacak destektir
14.TÜRKİYE’DE AFET YÖNETİMİ SİSTEMİNİN GENEL BİR DEĞERLENDİRMESİ
5902 sayılı Kanun ile kurulan, günlük rutin işlerinin yoğunluğu nedeniyle iş yapamaz duruma gelen ve yeniden yapılanmasını henüz tamamlayamayan AFAD’ın Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunda gerekli değişiklikler yapılarak sadece kural koyucu, yönlendirici, koordine edici, destekleyici ve denetleyici olacak bir yapıya kavuşturulmalıdır. Yeniden yapılandırılması gerekli görülen AFAD’ın ana görevleri arasında:

Ulusal politika ve stratejilerle ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte tehlike ve risk haritalarını hazırlamak veya hazırlatmak,
Ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte hazırlanması gereken tehlike ve risk haritaları ve raporların ana esaslarını belirlemek ve bu konuda kılavuzlar hazırlamak ve uygulatmak,
Merkezi ve yerel yönetim personelleri ve Sivil Toplum üyeleri için afet yönetimi ile ilgili tüm alanlarda eğitim programları geliştirmek ve eğitim faaliyetleri düzenlemek,
Ulusal ölçekte afet önleme ve risk azaltma stratejik planlarını ve müdahale planlarını hazırlamak veya hazırlatmak,

Stratejik planda görev ve sorumluluk verilen kurum ve kuruluşların faaliyetlerini desteklemek, belirli aralıklarla denetlemek ve denetim sonrasında gerekli iyileştirmeleri sağlamak,
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
44
Kurum ve kuruluşlar arasında afet öncesi; önleme, risk azaltma ve hazırlık faaliyetleri ile afet sırası ve sonrasındaki müdahale ve iyileştirme faaliyetleri arasındaki ulusal ve uluslararası bütünsellik, işbirliği ve eşgüdümü sağlamak,
Afetlere karşı önleme, risk azaltma ve hazırlıklı olma konularında yürütülecek olan halkın eğitimi, bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi faaliyetlerinin ana ilkelerini belirlemek ve eşgüdümünü sağlamak ve finansman ihtiyacını karşılamak,

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezini yönetmek, gibi görevler yer almalıdır.
Ülke genelinde afet yönetiminde etkin olabilmek için her kurumda afet yönetiminden sorumlu bir birim kurulmalıdır
Kentsel dönüşüm mekânsal ve sosyal bir gerekliliktir. Ancak kent planlamasında bütüncül bakış önemlidir. Kentsel dönüşüm projelerinde; fiziksel mekânın dönüştürülmesinin yanında sosyal ve kültürel boyutlarının da dikkate alınması, alanın özelliklerine göre farklı çözümler üretilmesi gerekmektedir. 16.05.2012 tarihli ve 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”unun yürürlüğe girmesi ile birlikte ülkemizdeki kentsel alanlarda önemli bir dönüşüm, yenilenme, tasfiye ve yeniden inşa süreci hız kazanmıştır. Kentsel dönüşüm sürecinin sağlıklı bir şekilde işletilebilmesi ve toplumda bu yöndeki projelere duyulan güvenin sarsılmaması için katılımcı modellerin geliştirilmesi gereklidir. Bu bağlamda;

Kentsel dönüşümün sağlıklı işletilebilmesi için halkın katılımını sağlayacak, ekonomik, sosyal, kültürel ve teknik boyutlarıyla ele alınan dönüşüm projeleri üretilmelidir.
Kentlerimizin yüksek riskli alanlarında, ortaklıklar yoluyla toplu yenileme ve dönüşüm çalışmaları bir an önce başlatılmalıdır. Yapılacak uygulamalarda tarafların tamamının kazanması (kazan-kazan usulü ile) sağlanmalıdır.
7126 sayılı Kanun gereği hazırlanması zorunlu olan Sivil Savunma Planları kaldırılmalıdır. Söz konusu planlar ağırlıklı olarak afet sonrası müdahaleye yönelik planlardır. Müdahale planları ile birlikte “Afet Önleme ve Zarar Azaltma” planları ile “Afet Sonrası “İyileştirme” planlarının da hazırlanması için mevzuatta gerekli değişiklikler yapılmalı ve bunların nasıl hazırlanması gerektiği ile ilgili yönetmelikler zaman geçirmeden yayınlanmalıdır.
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
45
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
46
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
47
MERKEZÎ VE YEREL YÖNETİMLERDE AFET YÖNETİMİ (27 aralık 2015 PAZAR )
48

By admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir